“İç Güvenlik Paketi” AKP Diktatörlüğünü Yasal Kılıfa Sokma Çabasıdır…

“İç Güvenlik Paketi” AKP Diktatörlüğünü Yasal Kılıfa Sokma Çabasıdır…

Bu yasayla toplumsal muhalefetin sesinin kısılması, farklı düşüncelerin baskı, şiddet ve yıldırma ile sindirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin, kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ortadan kaldırılması, idare ve kolluk kuvvetine verilen sınırsız ve denetimsiz yetkilerle faili meçhul cinayetlerin, gözaltında kayıpların ve yargısız infazların yeniden ülke gündemine girerek, sıradan bir olay haline getirilmesi planlanıyor.

POLİSE KEYFİ GÖZALTI YETKİSİ VERİLİYOR

Mevcut CMK’nin 91. Maddesi, gözaltı kararı verme yetkisini Cumhuriyet Savcısına vermekte iken, getirilecek düzenlemede, savcı kararı olmadan da yakalama yapan polisin yakaladığı kişiyi 24 saat süre ile gözaltında tutabilmesi olanağı yaratılmaktadır.

Ve bu süre, savcı kararıyla 48 saate kadar uzatılabilecek.

Polisin bu 24 saatlik gözaltı yetkisini keyfi olarak kullanması ve bu 24 saat süre içinde yakalanan şâhısa ulaşılamaması gibi doğrudan pratik sorunlar taşıyan taslak, “faili meçhuller” ve “işkence davaları” gözümüzün önüne getirildiğinde, 12 Eylül Faşizminin soruşturma rejimi uygulamasına dönüş görmekteyiz. Hürriyetten yoksun bırakma hali, temel hakkın istisnası niteliğinde olduğundan, ancak mahkeme kararıyla sınırlanabilecekken, savcı yetkisi, kolluğa devredilmekle “polis devleti” inşasına hız verilmektedir.

Makul şüphe halinde üst ve yer aramasında, tümüyle Şubat 2014 öncesinde dönülüyor. Zaten “makul şüphe” düzenlemesi “Somut Delillere Dayalı Kuvvetli Şüphe” olarak bu tarihte değiştirilmişti; eski düzenlemeye dönülüyor. (AKP’lilerin kendilerinin aranacakları korkusunu aştıkları görülüyor.)

Mülki amirlere suç unsurunu belirleme yetkisi veriliyor. Güvenlik Paketi ile adli kolluk kavramı inkâr ediliyor, adli soruşturmaların bir anlamda mülki amirlerce “bypass” edildiğini görüyoruz.

Valiler gerekli gördükleri hallerde sözlü emir vererek olaylara dilediği gibi müdahale edebilecek. Böylece AKP diktatörlüğü yargıyı buradan da kuşatıyor.

Silah kullanma yetkisi amirden alınıp polise veriliyor. Tasarının en faşist hükümlerinden biri de “işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara” vb. yerlere saldıran veya saldırmaya teşebbüs eden kişilere karşı polise silah kullanma yetkisi verilmesidir.

Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda öngörülen değişiklikle ile “acele hallerde” polise mahkeme kararı olmaksızın yurttaşın üstü ve arabası aranabilecek.

“Mala karşı meşru müdafaa olmayacağı” kuralı böylece yok edilmiş, mala zarar verme hatta ihtimaline karşı halkın yaşam hakkını ortadan kaldırma, öldürme yetkisi tanınmış olacaktır.

Ayrıca AKP polisinin muhtemel adam öldürme eylemlerine yasal kılıf hazırlanmış olmaktadır. “Camiye molotof atacaktı” diyen bir polis, herhangi bir eyleme katılmış yurttaşı silahını çekip vurabilecektir, bu “teşebbüs” hali düzenlemesiyle…

Her sokağa çıkana potansiyel suçlu gözüyle bakılıyor. Bu tasarıyla özellikle amirin emrine bağlı olan silah kullanma ve ateş etme yetkisinin polise verilmesinin endişe vericidir. AKP polisinin bu “acele” hali nasıl yorumlayacağı bilinebilir mi? Elbette keyfi yoruma açık bir düzenlemedir söz konusu olan.

Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa “YASADIŞI TOPLULUK” kavramı getirilmektedir. Bu kavramın hiçbir ceza normunda tanımlaması yoktur. Kimdir bu “Yasadışı Topluluklar”!

Metin, Terör Örgütü demiyor, dolayısıyla daha önce “terör örgütü” ilan edilmiş olmaya gerek yok. Bir araya gelen herhangi bir küme “yasa dışı topluluk” ilan edilebilecektir böylece polis tarafından. Elbette ekonomik, demokratik mücadele veren kamu emekçileri ve sendikaları da “yasadışı” ilan edilecek topluluklar arasında yerini alacak.

Güvenlik ve Yargı paketinde, bir süreliğine zorlaşan soruşturma tedbirlerine yeniden “kolaylık” getiriyor bu paket ile. Örneğin, “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan teknik takip yapılabilecekler artık.

Toplumsal gösterilerde birey-yurttaş kolluğun orantısız güç kullanımına, TOMA, bibergazı, tazyikli suya maruz kalmaktadır bildiğiniz gibi. Bunlara ilave olarak bu yasa ile, kolluk kuvvetlerine zehirli sıvı sıkma hakkı da verecekler.

Yargı denetimi olmaksızın Emniyet Genel Müdürlüğü’nün veya İstihbarat Daire Başkanının yazılı emriyle Telekominikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilip, dinlenme yetkisi de getiriliyor. Bu yetkinin getirilmesi de sakıncalı olup, zaten tartışmalı olan ve sürekli yakınılan bu durumun sıradanlaşmasına neden olacaktır.

AKP’nin tercih ettiği hukuksal modelin baskı ve şiddete dayanması, giderek artacak faşizme doğru gidişin göstergesidir.

İlk hedef elbette emekçi örgütleri olacaktır. Biz emekçileri daha zor ve çetin mücadele günleri beklemektedir.

Lakin insanlık, nasıl ki her zaman faşizmi eninde sonunda yenmiştir, bundan sonra da mutlaka yenecektir.

Anılan bu paketin yasalaşmaması için her türlü mücadelenin içinde olacağımızın bilinmesini kamuoyunun takdirine saygıyla sunarız.

BİRLEŞİK KAMU İŞ