12 Eylül Anlayışıyla Demokratikleşme Olmaz…

12 Eylül Anlayışıyla Demokratikleşme Olmaz…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın günler öncesinden açıklayacağını ilan ettiği paket büyük bir propaganda ve şov eşliğinde 30 Eylül 2013 Pazartesi günü açıklandı.

Adı “Demokratikleşme” olan “paket” daha açıklanırken “antidemokratik” özelliğe bürünmüştür: Muhalefet eden basın temsilcileri çağrılmamış, çağrılı gazetecilere de soru sorma olanağı tanınmamıştır.

Toplumca değil tartışmak,toplumun tüm kesimlerinden gizlenip birkaç bakan/bürokratın kaleme aldığı bu tuhaf demokratikleşme paketi, anlaşılan “ulusal” bir paket değildir.

Demokratikleşme paketini AB ve ABD sözcülerinin “memnuniyetle” karşılaması önemli ipuçları vermektedir. AB, paket açıklanır açıklanmaz desteğini ilan etmekle kalmayıp muhalefet partilerinin de AKP’nin paketine destek vermelerini istemiştir. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki ise günlük basın toplantısında soru üzerine AKP’nin paketi hakkında: “Türk Hükümeti’nin demokratikleşme reformlarını önemli bir ilerleme olması açısından memnuniyetle karşıladık” demiştir.

Kamu emekçileri olarak artık iyi biliyoruz ki bu ve benzer paketler emperyalist güçlerin AKP iktidarına desteğinin ön şartıdır.

“Demokratikleşme paketi”ndeki amaç emperyalistlerin bu desteğinin sürmesini sağlamaktır.

Türkiye’de çatışma/kaos/karmaşa yaratarak iktidarda kalabilme yolları arayan paket hafife alınacak bir paket değildir. Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı “demokratikleşme paketi”, idari ve toplumsal hayata ilişkin pek çok düzenleme içeriyor. Yeni paket,Türkiye’nin üzerine bir karabasan gibi çökecektir. Emperyalist projelerin bir aşaması olarak ciddi tehlikeleri barındırmaktadır:

 

PAKET TÜRKİYEYİ GERİCİLEŞTİRECEK ve BÖLECEKTİR

1- Kamuda başörtü serbestliği: “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin 5’inci maddesi”nde değişiklik yapılarak başörtülü çalışma serbestisi getirilmektedir.

Gericiler ve liberaller istedikleri kadar parlatsınlar, gerçekleri gizlesinler; bu paket, “özgürlükleri ve demokrasiyi geriletmekte, iktidar hırsını ise büyütmektedir.”

”Kamuda türban serbestliği” demokratik bir hak değil kaos ve karmaşanın ilk adımıdır! Kadınları dinsel ritüellere göre kapatmak ne zamandan beri özgürlük olmuştur?

Kamuda bundan sonra liyakata değil siyasal simgelere göre hizmet verilecektir. Hizmet alan da veren de tuhaf bir çatışma yaşayacaktır. Kıyafet serbestisi uç noktalara kadar taşınabilir. Acaba buna ne önlem alacaklardır?

Anlaşılan iktidar Türkiye’de çatışma/kaos/karmaşa yaratarak iktidarda daha uzun kalabilmenin yollarını aramaktadır.

Kamu çalışanlarını köleleştirmeyi amaçlayan politikaların uygulayıcıları kılık-kıyafet ve inanç özgürlüğü yutturmacasıyla oy alabileceklerini sanmaktadırlar.
2- “1961 Anayasası”: Başbakanın, dünyanın en özgürlükçü anayasası olarak uluslararası çevrelerce de kabul edilen 1961 Anayasasına düşmanlığı “demokratikleşme!” anlayışı hakkındaki en önemli göstergedir.

Bu düşmanlığı biz 12 Mart 1970 muhtıracılarında, 12 Eylül darbecilerinde bolca görmüştük. AKP iktidarının bu darbelerin izinde giden bir sivil diktatörlük olduğu saptamaları gerçeğe dönüşmektedir.

Cumhuriyete ve Aydınlanmacılığa, devrimciliğe karşı açtıkları savaşı demokratikleşme olarak yutturmaya çalışmak bizim yöneticilerimize özgü bir özellik olsa gerekir.
3- Andımız: Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in yazdığı ve 23 Nisan 1933 tarihli genelgeden bu yana okunan “Andımız” önce ortaokullardan kaldırılmıştı, şimdi ilköretimden de kaldırılmıştır. Andımız’a bu düşmanlık şaşırtıcıdır.

Bu tür andlar hemen hemen her ülkede vardır. Bugün için eğitim sisteminin en büyük zaaflarından birisi gençlerimizde kimlik duygusunun köreltilmiş olmasıdır. Öyle bir nesil ortaya çıktı ki ne ülkesini seviyor, ne arkadaşlarını, ne de çevresini ve olup bitenleri merak ediyor!

 

4- “X, Q, W”: Bu harfler yasaklı değildir. Yalnızca Türk alfabesi oluşturulurken kullanılmasına gerek duyulmamış harflerdir. Acaba bu harfleri kim hangi hukuk dilinde, hangi edebiyat dilinde kullanacaktır?

Dillerimiz bütünleşsin diye Azerbaycan alfabesinden bu harflerin çıkmasını isterken bu durum şaşırtıcıdır.

Bu paketle ülkeyi, bölüp parçalayarak feodalizmin karanlığına itmeye çalıştıkları açık değil mi?

5- Grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı: Kamu çalışanlarına bu hakkı tanımayan, kadın cinayetlerinden, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’ndan söz etmeyen, işçilerin ve emekçilerin çalışma koşullarının, ücretlerinin iyileştirilmesiyle ilgili hiçbir maddeye yer vermeyen “paket” nasıl bir “demokratikleşme” paketidir?

6- Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim: Türkçe dışındaki dillerde eğitim ve öğretim konusunu düzenleyen, 2923 Sayılı Kanun’a eklenecek yeni hükümle, Özel Eğitim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere, farklı dil ve lehçelerde özel öğretim kurumu açılabilecek. Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek. Milli Eğitim Bakanlığı, bu tür kurumların açılmasına ve denetimine ilişkin esasları çıkaracağı bir yönetmelikle düzenleyecek.

Diğer yabancı okullarda olduğu gibi derslerin sadece bir bölümü mü o dillerde yapılacak, sadece lise düzeyinde mi? Belli değildir.

Farklı dil ve lehçelerde eğitim yapılması Tevhid-i Tedrisat Kanununa aykırıdır. Bu anlayış ülkenin bölünmesine giden sürecin yapı taşıdır.

Mevcut Anayasamızda, “Temel eğitim Türkçe yapılır!” denmektedir. Anayasa değişikliği yapılmadan bu nasıl başarılacaktır? Belli değildir.
7- Siyasi partilere üyeliğin kolaylaştırılması: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan açıklamasında, “Siyasi Partiler Kanunu’nun 11. Maddesi’nin B bendindeki 6 kısıtlayıcı engelin kaldırılacağını” söyledi. Başbakan’ın sözünü ettiği madde, gerek yüz kızartıcı suçlardan, gerekse terör suçlarından hüküm giyenlerin, siyasi partilere üye olmasını yasaklıyor. Bu maddenin kaldırılmasıyla, gerek yüz kızartıcı suçlardan mahkum olanlar, gerekse terör suçlarından mahkum olanlara siyasi partilere üye olma yolu açılıyor. Ancak tek bir şartla: Cezalarını çekip, mahkumiyetlerinin sona ermiş olması gerekiyor.

Bunun da çeşitli yöntemlerle, -örneğin bir genel afla- aşılacağı, böylece siyasi parti lideri olan Öcalan’ın bir Mandela gibi Avrupa ve tüm dünyanın kahramanı haline getirileceği ortaya çıkmaktadır.
İsmail Tutoğlu

Birleşik Kamu İş Konfederasyonu Başkanı