3 MART DEVRİM YASALARININ 95.YILINDA ANITKABİR’E YÜRÜDÜK

3 MART DEVRİM YASALARININ 95.YILINDA ANITKABİR’E YÜRÜDÜK

3 Mart Devrim Yasalarının Kabulünün 95. yıl dönümünde Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş,  Eğitim-İş ve bağlı sendikalarımız 1. Meclis'ten Anıtkabir'e yürüyüş gerçekleştirdi.

Konfederasyonumuza bağlı Eğitim-İş öncülüğünde gerçekleştirilen yürüyüşte Türkiye genelinden Eğitim-İş ve bağlı sendikalarımızın şubeleri katıldı.

Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen binlerce Eğitim-İş üyesi, Ulus 1.Meclis binası önünde bir araya geldi. “Laik, bilimsel, ulusal ve karma eğitim”, “Ranta değil, eğitime bütçe”, “Saraya değil, emekçiye bütçe”, “Mülakat değil, liyakat istiyoruz” pankartı taşıyan Eğitim-İş üyeleri, “Türkiye laiktir laik kalacak”, “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganları eşliğinde burada kortej oluşturdu.

 Birleşik Kamu-İş ve bağlı sendikalarımızın üyelerinin oluşturduğu kortej 3 Mart Devrim Yasalarının Kabulünün 95. yıldönümünde, Ulus’taki 1. Meclis binasının önünden Anıtkabir’e yürüdü.

Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Mehmet Balık, Genel Sekreteri Mücahit Dede, Genel Örgütlenme Sekreteri Hasan Kütük,  Genel Mali Sekreteri Ali Taştan,  Genel Eğitim, Basın-Yayın Sekreteri Levent Akça, Genel Özlük Hukuk ve TİS Sekreteri Mehmet Yeşildağ ile konfederasyonumuza bağlı sendikalarımızın Genel Başkanları, MYK üyeleri, ADD ve ÇYDD Yönetim Kurulu Üyeleri, CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, CHP Yozgat Milletvekili Ali Keven ve  binlerce üye katıldı.

1.Meclis önünde kitleye bir açıklama yapan Eğitim-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, 95 yıl önce çıkarılan 3 devrim yasası ile İslam coğrafyasındaki ilk laik ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’nin bugün, laikliğe ve cumhuriyet devrimlerine karşı iktidarın antidemokratik uygulamaları ile karşı karşıya olduğuna” dikkat çekti.

 Yıldırım’ın açıklamasının tamamı şu şekilde:

“Eğitim alanında çıkarılan birçok gerici yasal düzenleme yanında, 4+4+4 olarak adlandırılan yasa ile laik ve bilimsel eğitime darbe vurulmuştur.

Siyasi iktidarın eğitim alanındaki uygulamaları, Cumhuriyet atılımlarını tasfiye etmeye, eğitimimizin temel niteliklerini değiştirmeye yöneliktir. Değiştirilen müfredat, hazırlanan ders programları ve kitaplar, bilimsellikten uzak, çağdaş ve laik ölçütlerden yoksundur.

Eğitim sistemini kendi siyasal amaçları için düzenleyen iktidar, imam hatip okulları aracılığı ile kendisine oy ve seçmen devşireceği bir yapıyı oluşturmaktadır. 

Eğitim sisteminin tamamına etki eden ve son derece liyakatsiz kadrolar eliyle eğitim bürokrasisini eline geçiren siyasal iktidar, iş bilmez yöneticiler vasıtasıyla okulları bir kargaşa ortamının içine sürüklüyor. Öğrencilerin dini inancına göre ayrışmasına fırsat tanıyan yasal düzenlemeler yoluyla toplumsal barışı bozmayı amaçlayan politikalar dayatılmakta ve öğretim birliği açıkça zedelenmektedir.

Ulusal değerlerimiz, eğitim sistemimiz içerisinden yasa ve yönetmelikler aracılığı ile çıkarılmakta, karma eğitim ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Karma eğitime son verilmesi durumunda,  Atatürk’ün liderliğinde kurulan cumhuriyetin en önemli kazanımlarından olan ve milli eğitimde birliği esas alan Tevhid-i Tedrisat ortadan kaldırılacak ve tekrar çok başlı eğitim sistemine dönülecektir.

Eğitim emekçilerinin çalışma koşulları ve ekonomik durumları da her geçen gün gerilemekte, alım gücü düşmekte ve iş güvenceleri tehdit edilmektedir. Tüm bunların yanında özellikle öğretmenlerin saygınlığı devletin en üst kademesinde bulunanlar eliyle zedelenmektedir. Bu durum ise öğretmene şiddet olaylarını artırmaktadır. Diyarbakır Çermik’te 14 öğretmenimizin, halı saha maçı yüzünden, yetkisini keyfi bir şekilde kullanan savcı tarafından gözaltına aldırılması buna en çarpıcı örnektir.

Öğretmenlerin ek ders ücretleri yıllardır yerinde saymakta ve anlamlı hiç bir artış yapılmamakta, bunun yanında ciddi bir kayba neden olan gelir vergisi matrah limitinin dar gelirlilerin aleyhine belirlenmiş olması yaşanan mağduriyeti daha da arttırmaktadır. Siyasi iktidarın defalarca müjdesini verdiği 3600 ek gösterge halen verilmemiştir. Eğitim sistemi içerisindeki emek sömürüsünün en önemli göstergesi olan ücretli kölelik uygulamasına devam edilmekte, yüz binlerce öğretmenimiz ise atama beklemektedir.

Bugün emeklilikte yaşa takılanlar ciddi bir mağduriyet yaşamaktadır. Emekli olmak için yaş bekleyen ve bu süre zarfında işsiz kalan, ileri yaşları yüzünden yeni iş bulma zorluğu çeken vatandaşlar, sağlık güvencesinden de mahrum bırakılmakta, bu durum sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Emekliliğine kadar bir ailenin aç kalmaması lazım yoksul kalmaması lazım. “Ekonomide kurtuluş savaşı veriyoruz” bahanesiyle 6 milyon 300 bin kişinin hakkı gaspedilemez. EYT’lilerin yaşadığı mağduriyet bir an önce giderilmelidir.   

Öte yandan, iktidarın toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. AKP’nin Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Alinur Aktaş'ın Uğur Mumcu ve Cumhuriyet aydınlarına yönelik, 'Devlete ve bayrağa savaş açmış, dinle diyanetle problemi olan' şeklindeki sözlerini buradan kınıyoruz. Bu sorumsuzca saldırı karşısında Bursa halkının kendisine sandıkta gerekli yanıtı vereceğini düşünüyoruz.

Laik eğitimin ve laik toplumun çok daha önem kazandığı bu süreçte, Eğitim-İş olarak, öğretim birliğine son vererek, medrese-mektep ikilemini günümüze taşımak isteyen bu anlayışa karşı, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ülke bütünlüğüne, laik, bilimsel, demokratik, eşitlikçi ve parasız eğitime sahip çıkmaya devam edeceğiz; bu kararlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

OHAL'DEN BERİ BİR İLK 

Basın açıklamasının ardından kortej Anıtkabir'e yürümek istedi. Ancak polis yürüyüşe izin vermedi. Genel Başkanımız Orhan Yıldırım ve CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, polisle konuşarak yürüyüşe izin verilmesini talep etti. Polis ise pankartların, flamaların ve önlüklerin kaldırılmasını istedi. "Öğretmene değil, tarikata barikat" sloganları atarak direnilmesi sonucu yürüyüş yapılmasına izin verildi.

Anıtkabir'e ulaşmasıyla tamamlanan yürüyüş, Ankara'da bir ilk olma özelliği taşıyor. OHAL'den beri ilk defa Ankara'da Valilik tarafından yasaklandığı belirten sendikal bir yürüyüşe izin verildi.