Karanlıkta Yaşayanlar Aydınlığın Tarifini Yapamazlar!

Karanlıkta Yaşayanlar Aydınlığın Tarifini Yapamazlar!

Daha iyi koşullarda çalışmak isteyen 129 kadının 1857 yılında  vermiş oldukları mücadelelerine karşın , çalıştıkları fabrikanın kapılarının işveren tarafından kilitlenerek  şüpheli bir yangınla yaşamlarını kaybettiği gündür bu gün.

Bu olaylardan 52 yıl sonra Danimarka’nın Kopenhag şehrinde düzenlenen Kadın Sosyalist Enternasyonal toplantısında 8 Mart 1857 de New York’ta başlayan, kadınların haklarını kazanılması ve kadınların birlikteliği mücadelesinin her yıl Kadın Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdılar. 1975 yılı Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlandı. Bu yıl etkinlikleri içerisinde Birleşmiş Milletler 8 Mart gününü Dünya Kadın Günü olarak kutlamaya başladı. İki yıl sonra 1977 de, Birleşmiş Milletler genel toplantısında da aynı günü uluslararası barış günü olarak kabul etti.

Bu kabulün altında iki temel neden açıklandı, Dünya barışının korunması, sosyal gelişim için ve temel insan haklarının kullanılması için kadınların da eşitlik ve kendilerini geliştirmelerine olanak gereksinimi idi. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü kadınlar açısından çok daha farklı bir gün günümüzde. Kadın haklarının kazanılmasında nerelerden başlandığını ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırlanması için de özel bir gün. Birçok gelişmiş ülkede kadın hakları çok ilerlemeler göstermiş olsa da, ülkemizde ve gelişmekte olan ülkelerde kadın hakları ne yazık ki istenen seviyelerden oldukça uzaktır. Günümüzde gelişmekte olan ülkeler kendilerine gelişmiş dedikleri ülkeler tarafından sömürge olarak görüldüğü için toplumun temelini ve ucuz iş gücünü oluşturan kadınların haklarını kazanması da olası değildir. Çünkü kadının haklarını elde etmesi ya da kullanabilmesi özgürleşmesi dolayısı ile sömürülememesidir.

Ülkemizde bu gün kadının yüzlerce sorunu olmakla beraber bu sorunların temelinde yatan en önemli etken kadının bağımsızlığı dolayısı ile ülkenin bağımsızlığıdır. Ülkemiz emperyalist güçlerin saldırısı altında iken kadını bu saldırının dışında görmek veya bu saldırıların merkezlerinden birine kadının alınmış olduğunu görmemek de akıl dışı olur. Emperyalist güçler Türkiye Cumhuriyeti’nin makamlarını işgal eden işbirlikçileri aracılığı ile toplumu yozlaştırarak dönüştürüp sömürü düzenlerini kurma çabasındadırlar. Onlar için bizim gibi gelişmekte olan devletler aynı zamanda geri bırakılabilecek devlet potansiyelini de taşımaktadır. Bir devleti geri bırakmanın birkaç yolundan ve en can alıcı olanı da o toplumu ayrıştırmaktan ve ayrışan her bir parçayı onursuzlaştırmaktan geçer. Ve öyle bir gün gelir ki ayrıştırılan bu parçalardan biri olan kadınlar kendilerine karşı işlenen suçlarda dahi suça teşvik edici duruma düşürülerek toplum vicdanında “potansiyel suçlu” olarak yaftalattırılırlar.Çünkü  AKP iktidara geldiği günden bu yana Cumhuriyeti tasfiye etmenin yolunun ATATÜRK ve
devrimlerinin ortadan kaldırılması olduğunu bildiği için kadın üzerinden bu saldırılarını gerçekleştirmektedir.ATATÜRK İlke ve Devrimlerinin özü;ekonomik ve sosyo-kültürel alanda toplumun kendi içinde tam eşitliğine dayanır.Eşitliğin özünde de cinsler arası eşitlik yatar.Siyasal iktidar dersine iyi çalıştırıldığı için bu anlamda hiç boş durmamış, kadının yüzlerce yıldan sonra elde etmeye başladığı haklarını birer birer elinden almaya başlamıştı.

2013 yılı ülkemizde emeğin hiçe sayıldığı bir hükümet programı içinde kadın emeği de yok sayılma çabası içindedir ve kadına yönelik en büyük tehdit özgürlüğünün elinden alınmasıdır. Kadının sınıfsızlaştırılması, sosyal statüsünün erkeğe göre belirlenip, onunla eş değil ve hatta onun yanında değil arkasından gelen, erkeği için çocuk doğurup, yemek yapan bir konuma getirilmesidir.

Siyasal iktidar aşağılayıcı yasa teklifleri ve çıkardığı onur kırıcı yaslarla da bunu en açık biçimde göstermektedir.
Kadın;

-önce kamuda başı kapatılarak, oturma alanları ayrılarak cinsel ayrımcılığa,

-4+4+4 parçalı-kesintili eğitim sistemi ile eğitim hakkı elinden alınarak cahilleştirilmeye,

-sağlık alanında çıkarılan yasal düzenlemelerle kadının kendi vücudu ile ilgili karar hakkı elinden alınmaya,

-ceza hukukunda kadına karşı işlenen suçlarda ceza indirimi getirilerek kadına yönelik şiddetin arttırılmasına,

-Medeni hukukla elde edilen tek eşliliği zedeleyici yasal düzenlemelerle aile birliği ortadan kaldırılarak kimliksizleştirilmeye,

-Kız çocuklarının küçük yaşta evliliğinin önünü açıcı düzenlemelerle cinsel metaya,

-Taşeronlaştırma sonucu iş güvencesi yok edilip, emeğinin karşılığı verilmeyerek sömürüye,

Ve daha sayamadığımız yüzlerce uygulama ile binlerce yıldan beri sahip olduğu ve sadece belli bir dönem elinden alınıp, Mustafa Kemal ile yeniden kazandığı toplumsal onuru yok edilerek, köleleştirilmeye çalışılmaktadır.

Türk Kadını karanlığa mahkum edilmektedir. Şu unutulmamalıdır ki karanlıkta yaşayanlar aydınlığın tarifini yapamazlar. Öyleyse bu gün kadın sorunu toplumsal bir sorundur ve ulusumuzun bağımsızlığı ile paralellik arz eder.

Biz de olduğu gibi Dünyada da üretimin büyük bölümü kadınlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Kapitalist ekonomi emeğin sömürüsü üzerine kurgulandığı için, sömürünün temelinde kadın vardır. O halde çözüm de bellidir; kapitalizme ve onun siyasal yapılanma biçimi olan emperyalizme karşı başta kadınlar olmak üzere toplumun topyekûn mücadele yürütmesi gerekmektedir.

Yaşasın emperyalizme karşı örgütlü bağımsızlık mücadelemiz diyerek bütün kadınlarımızın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nü kutluyorum.

 

Necla KENDİGELEN BAŞTAN
Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri