ODTÜ, Yol ve Ormanda Yaşamak…

ODTÜ, Yol ve Ormanda Yaşamak…

Çağdaş ülkeleri gezen dolaşan herkes bilir ki bu ülkelerin toprakları, caddeleri yemyeşildir. Avrupa’ya, Amerika’ya gidip de yeşiline hayran kalmadığımız ülke yoktur. Doğaya yakışan en güzel varlık ormanlardır, ağaçlardır. Bu yüzden insanlık ev yaşantısına girdiği tarih zamanlarında bile ilk yaptığı şey evinin çevresini ağaçlarla donatmak olmuştur.

Sümerlerden başlayarak Türklere kadar ağaç/orman kutsaldır. Ağaç Türklerde Gök ve Yer-Su arasında iletişim kuran kutsal bitkidir. 8. yüz yılda Orhun yazıtlarında düşmandan koruyucu olarak ormanlar gösterilir. Türklerde ağaç demek “kişioğlunun evrensel bilinçle bağlantı kurduğu düzenek” demektir.

Ağaç Kuran’da da kutsal bir bitkidir. Sedir ve Tuba ağacı ağaçların ağacı olarak bin bir meziyetle anlatılır. Tasavvuf da “sidre” (kiraz ağacı) kutsaldır. İslam bayrağının yeşil olmasının anlamını en iyi başbakan’ın bilmesi gerekmektedir!

 

ODTÜ,  YOL ve ORMANDA YAŞAMAK

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bunları bilmediğini konuşmaları göstermektedir. 18 Eylül 2013 günü ODTÜ öğrencilerinin ormanlarını korumak için astıkları “Yol istemiyoruz, orman istiyoruz!” pankartına yaptığı birinci elden eleştiri hepimizi üzmüştür.

Ancak sayın Başbakan’ın ODTÜ’yü kazanmış bir düzeydeki gençlerin ülkenin imar edilmesine, bayındır hale getirilmesine karşı gelmeyeceklerini, gelmediklerini bilmemesine olanak yoktur. Öğrenciler, ODTÜ’nün bin bir emekle ekip büyüttüğü ve bugün Ankara gibi kıraç bir kentin nefes aldığı  orman yerine, yolun başka bir güzergahtan geçmesi gerektiğini önermektedirler.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gittikçe sertleşen bir tonda normal demokratik ülkelerde olmayan bir söylemle ve on yıldır iktidarda olduğunu unutup her şeyi eleştiren bir muhalefet lideri gibi davranmasının ülkemizi hem içte hem dışta büyük sıkıntılara soktuğunu, bu gidişle bu günlerimizin belki de iyi günlerimiz olduğunu Birleşik Kamu İş olarak üzüntüyle müşahade etmekteyiz.

Mevcut iktidar normal bir iktidar görüntüsünden gittikçe uzaklaşmakta, hukuk ve demokrasiyi amaç değil sadece bir araç olarak gördüğü gizlenemeyecek noktaya gelmektedir. Nüfusun büyük bir bölümünü hasım görmenin başka bir anlamı olmasa gerekir.

Siyasal iktidar, iktidarını sağlama aldığına inanmakta -ve AB sorunundan da kurtulduğuna göre!-liberal imajı sürdürmesine gerek kalmadığını düşünmektedir.

 
HALKIN, ÖĞRENCİLERİN, MEMURLARIN NASIL DÜŞÜNECEKLERİNİ KİMSE ÖĞRETEMEZ

Biz halkın ne düşünüp ne okuyacağını, ne yapıp ne yapmayacağını belirleyip uymayana “tedbir alan!” her şeye karışan bu tür konuşmaları ne yazık ki 12 Eylül 1980 dönemi yöneticilerinden de duymuştuk.

Türkiye’de üniversite gençliği onun gibi binlerce yaratıcı pankartı asmıştır. Hele ODTÜ gençliği tam bağımsız Türkiye “pankartı”nın ilk asıldığı yerdir. Türkiye’de gençlik her zaman ülkesine, vatanına sahip çıkmış, onu sevmiştir. “6. filo defol!”, “Kahrolsun emperyalizm!” pankartı gibi binlerce pankartın arkasında yürümüştür.

Ancak biliyoruz ki pankart düşmanlığı yeni değildir. “6 filo defol!” pankartına da saldırılmıştı. Üzülerek söyleyelim ki bu kişiler devletin önemli yerlerinde görevlerini sürdürüyorlar.

 
EKONOMİ NEDİR?

Bir ülkede gerçek kalkınma, ekonomik siyasi bağımsızlıkla, planlı ekonomiyle, öz sermayeyle, toplumsal barışla, sevgi ve saygıyla ancak gerçekleşebilir. Toplumun bir kesimini düşman bellemekle bir adım ileriye gidilmez.

“Bize plan değil pilav lazım!” anlayışıyla sürdürülen ekonomi anlayışı, “Duble yol” yapmak ve var olan kamu mallarını haraç mezat satmak, kamu arazilerine bolca inşaat yapmaktan başka bir şey önerememektedir.

Bugün ne yazık ki Türkiye ekonomisi tasfiye edilmektedir. Bize kamu mallarını satın diye öneren ülkelerden Almanya, Fransa, ABD, İngiltere’de kamu iktisadi varlıkları % 50 civarındadır. Son on yılda Türkiye bu orandan % 18 düzeyine düşmüştür.

Masrafı çıkınca geçiş ücreti alınmayacak denen -ve elimizde satılmadık kalan ender varlıklardan olan – köprü ve otoyollar, bırakalım bunu, kamunun elinden alınıp özelleştirilmeye çalışılmaktadır.

Ülkemizde kamu çıkarı değil yerli ve uluslararası tekellerin çıkarları birinci sırada bulunmaktadır. Tüm maden sahalarımızın ruhsatları satılmıştır. Tüm elektrik üreten kuruluşlar, telekomünikasyon kuruluşları, çimento, demir, bakır fabrikaları satılıp savılmıştır. Tarımımız çökertilmiş, yabancıya toprak satışında “mütekabiliyet” ilkesi kaldırılarak köy kanununda değişikler yapılmış, mera kanunu değişmiş, yaylalarımızdan en verimli tarım topraklarımıza kadar yerli yabancı fark etmeden şirket ve kişilere satışı kolaylaştırılmıştır.

Uluslar arası vahşi sermayeye ülkenin bağrını sınırsız açmak ekonomi yönetimiyse bunu başarmak için fazla bir özelliğe gerek yoktur: Acımasız olmak yeterlidir!

Sayın başbakanımızın ODTÜ ormanına, dolaysıyla ülkelerinin güzelliğine, varlığına sahip çıkan  ODTÜ öğrencilerine karşı kullandığı sert dilin nedeni bu acımasızlıkta yatmaktadır.

Birleşik Kamu İş olarak siyasal iktidarın bu yolunun “yol!” olmadığını belirtmek istiyoruz.

Başbakana önerimiz, “yol”la uğraştığı kadar ülkemizdeki “yolsuzluk”la uğraşmasıdır.

 
İsmail Tutoğlu

Birleşik Kamu İş Konfederasyonu Genel Başkanı