OLAĞANÜSTÜ HAL'DE KHK'LERİ İLE, YASALARDA DEĞİŞİKLİK YAPILAMAZ, AKP KENDİ BASKICI VE OTORİTER REJİMİNE ZEMİN HAZIRLIYOR!

OLAĞANÜSTÜ HAL'DE KHK'LERİ İLE, YASALARDA DEĞİŞİKLİK YAPILAMAZ, AKP KENDİ BASKICI VE OTORİTER REJİMİNE ZEMİN HAZIRLIYOR!

AKP hükümeti, Anayasa ve hukuk tanımaz tutumunu sürdürmeye kararlı olduğunu 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında yayımladığı iki OHAL KHK’sı ile bir kez daha gösterdi.  Bu kararnameler, AKP hükümetinin, darbecilerle ve teröristlerle mücadele etmek gibi bir derdinin olmadığını, asıl amaçlarının baskıcı bir ortama zemin hazırlamak olduğunu bir kez daha göstermiştir.

AKP hükümeti, söz konusu KHK ile 10 binden fazla kamu görevlisinin işine sorgusuz sualsiz son vermekle kalmamış, adeta KHK’larla anayasal düzenimiz yeniden biçimlendirmek istemiştir.

Devlet Memurlarının açığa alınması ya da görevden uzaklaştırma, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 137. Maddesinde ve yasadaki lafzıyla bir “tedbir” olarak düzenlenmiştir. Tedbir Niteliğinde olan soruşturma süresi “görevden uzaklaştırma”nın içerisindedir, ancak bir de azami uygulama süresi vardır.

Bu sürenin düzenlenmesi 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 145. Maddesinde belirtilmiştir. Hakkında ceza davası olmayanlar için 3 aydır. Bu süre sonunda hakkında bir karar verilmediği takdirde memur görevine başlatılır.  Ancak 29 Ekim tarihli KHK’lar ile bu da ortadan kalkmıştır ve görevden uzaklaştırma azami süresi ihlal edilmiştir.  3 Aylık azami süre kuralı 15 Temmuz sonrasında uygulanmamıştır. Bu durum kanunların “geriye yürümezliği ilkesi” rafa kalkmıştır. Bu “geriye yürüyen KHK” ile sorgusuz, sualsiz, delilsiz, savunmasız görevden uzaklaştırılan kamu emekçileri için bir koruyucu düzenleme daha KHK’lar eliyle yok edilmiştir.

15 Temmuz darbe girişimiyle ve OHAL ilanıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan birçok yasada değişiklik yapan OHAL KHK’ları bir bakıma Anayasa Hükmünde Kararname niteliğine bürünmüştür. AKP daha önce TBMM’ye getirip yasalaştıramadığı Anayasa ve hukuk dışı düzenlemeleri KHK’larla yürürlüğe koymaktadır.

Rektör seçimlerinin OHAL ile ne ilgisi vardır? OHAL konulu bir KHK’ya bu düzenleme nasıl sokulur? Nasıl yok edilebilir “demokratik” bir ülkede “özerk” üniversitelerin rektör seçimlerinin iptal edilmesi Anayasaya ve demokratik kültürümüze aykırıdır.

Anayasa Mahkemesi 10/1/1991 tarih ve E. 1990/25, K. 1991/1 sayılı kararında şöyle demiş ve “kalıcı” biçimde yapılan, YASA DEĞİŞTİREN KHK’ları iptal etmiştir:

“KHK'leri Olağanüstü Hal Yasası ile saptanan sistem içerisinde "olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda" uygulamaya yönelik olarak çıkartılabilir. Bu tür KHK'lerle yalnızca olağanüstü hal ilânını gerektiren nedenler gözetilerek bu nedenlerin ortadan kaldırılması için o duruma özgü kimi önlemler alınabilir.

“Olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda çıkartılabilecek KHK'lere Anayasa'nın 121. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları birlikte incelendiğinde başkaca işlevler yüklenemez. Bunun tersi bir anlayış; Anayasa ve Olağanüstü Hal Yasası dışında yeni bir olağanüstü hal yönetimi yaratmaya neden olur.

“Olağanüstü halin veya sıkıyönetimin, gerekli kıldığı konularda çıkartılan KHK'ler, bu hallerin ilan edildiği bölgelerde ve ancak bunların devamı süresince uygulanabilirler. Olağanüstü halin sona ermesine karşın, olağanüstü hal KHK'sindeki kuralların uygulanmasının devam etmesi olanaksızdır. Bu nedenle, OLAĞANÜSTÜ HAL KHK'LERİ İLE, YASALARDA DEĞİŞİKLİK YAPILAMAZ.

Anayasa Mahkemesinin, dahası Anayasa Hukuku, İnsan Hakları Hukuku ve Evrensel Hukukun açık kuralı olan bu olguya rağmen, AKP iktidarının “hukuk” adı altındaki eylemlerine hukuksal bir ad konulacaksa ancak “Anayasayı İhlal Suçu” denebilir!

TBMM’yi, dolayısıyla milli iradeyi devre dışı bırakan AKP Hükümeti,  yıllarca ”aynı menzile birlikte yürüdükleri yol arkadaşları” ile birlikte başaramadıkları düzenlemeleri OHAL KHK’ları ile hayata geçirmeye çalışmaktadır. Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantıları artık TBMM Genel Kurulu’nun yetkilerini kullanarak, TBMM’ye ait olması gereken yasama yetkisini fütursuzca kullanmaktadır.  Artık Bakanlar Kurulu TBMM’nin yerini almıştır.

Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığı yok edilmekte, yasama, yürütme ve yargı gibi birbirinden ayrı olması gereken güçler, yürütmenin elinde toplanmaktadır. Güçler ayrılığı fiili olarak yok edilmiştir. Meclisin bütün yetkilerini üzerine alan Hükümet, KHK’larla mahkemelere bazı davalarda nasıl karar verileceği konusunda talimatlar bile verilebilmektedir.

OHAL süresiyle sınırlı olması gereken bu KHK’larla Türkiye’nin Anayasal, siyasal ve yasal düzeni yeniden dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Bu KHK’larla ilgili olarak ana muhalefet partisinin açtığı davaları önceki içtihatlarının aksine incelemeden reddeden Anayasa Mahkemesi de bu Anayasa ve hukuk tanımazlığa ortak olmaktadır.

Darbecilerle ve terörle mücadele bahane edilerek, terörle ve darbeyle en küçük ilgisi olmayan muhalif sesler susturulmakta, gazeteler, dergiler kapatılmakta, ekranlar karartılmaktadır. Türkiye tarihinde hiçbir zaman düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü,  basın özgürlüğü, bu ölçüde bir baskıya maruz kalmamıştır.

İnsan haklarının, yargı bağımsızlığının, hukukun üstünlüğünün askıya alındığı günler, Türkiye tarihine özgürlüklerin yok edildiği anlar olarak geçecektir.

                                                                                                     BİRLEŞİK KAMU İŞ

                                                                                               GENEL MERKEZ YÖNETİMİ