Tutuklanan Avukatlar mı, Savunma Mesleği mi?

Tutuklanan Avukatlar mı, Savunma Mesleği mi?

ADD,CKD, ÇYD,ENGELLİLER KONFEDERASYONU,MÜZED, ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ, TGB İle birlikte BİRLEŞİK KAMU İŞ KONFEDERASYONU olarak hukuka saldırıyı kınayan bir açıklama yaptık  

 

                                        
Tutuklanan
Avukatlar mı, Savunma Mesleği mi?

 

     

                     18 Ocak 2013 günü,  Ankara, İstanbul ve İzmir ‘de aralarında çok sayıda savunmanın da bulunduğu 64 yurttaş, polis baskını ile uyandı. Gece, sabaha ulaştığında savunma dosyalarını, hukuk kitaplarını ve cübbelerini çantalarına yerleştirip hak arama mücadelesine gidecek olan avukatlar, kendi haklarını savunmak zorunda kalacakları yeni bir süreçle karşı karşıya kaldılar. Oysa Yasalar, avukatlık mesleğinin özel korumaları olduğunu yazmaktadır. Bir avukatın bürosunun aranmasında savcı ve baro temsilcisi bulunmalıdır. Yani, avukatın bürosunu aramaya gelmek, öncelikle barodan bir gözlemci istemekle olanaklıdır. Ne var ki bu yasa hükmü yokmuş gibi bazılarının kapıları da kırılarak evlerine girilmiştir. Yıllardır hukuk adına hukukun,  demokrasi adına demokrasinin yok edildiğinin yakın tanıkları olan savunma emekçileri için yaşadıkları bir sürpriz değildir. Son on yıldır ilan edilmemiş bir sıkıyönetim hukuku ülkede hüküm sürmektedir. Yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplamış olan iktidar, muhaliflerini ezmek için işe önce yargıdan başlamıştır. Yargıçlarını harcayan bir iktidarın, muhalif avukatları hedef göstermekten çekinmeyeceği açıktır.

                                        

                                                            

                 

 

Nitekim, yakın geçmişte savcılık makamını polise aratan ve savcısına kelepçe vuran anlayış,  bu kez de Çağdaş Hukukçular Derneği’nin Genel Merkezi ve Şubelerini aratmaktan, kaçma şüphesi kesinlikle olmayan avukatları bu gerekçe ile tutuklamaktan çekinmemiştir. Bir hukuk örgütünün ve hukukçuların karşılaştığı bu hukuksuzluk, bütün bir topluma yöneltilmiş ağır bir tehdittir.

 

Bu uygulamalardan sorumlu olan İçişleri ve Adalet Bakanı ve bu iktidarın başı olan Başbakan’a, Anayasa’nın 81. Maddesinde yer alan andı anımsatmak gerekmektedir. Bu antta;  “Hukukun üstünlüğüne bağlılık, adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanma ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmama “sözü verilmektedir. Bugün yapılan nedir? Hukuk mu, iktidar mı üstündür? Tüm cezaevlerini muhalifleri ile dolduran bir iktidar ne denli demokrat olabilir?

 

Şimdi kelepçelenen savunmanın ve onların örgütü olan ÇHD’nin suçlarına bakalım: Onlar faili meçhul cinayetlerin kurbanlarının, işkence mağdurlarının, Sivas Katliamı’nda yakınlarını kaybedenlerin, Av. Faik Candan’ın, Savcı Doğan Öz’ün, Engin Çeber’in, Necla Yıldız’ın, Melih Gökçek’in işine son verdiği belediye çalışanlarının, Zonguldak maden işçilerinin, Tekel işçilerinin, kentsel dönüşüm mağdurlarının, demokratik haklarını kullandı diye cezaevlerine atılmış gençlerin, okullarından atılmış öğrencilerin, şiddet mağduru kadınların, Hopa olaylarında zarar görenlerin ve burada sayamayacağımız pek çok insanın hakkını savundular. Sizi bu mu rahatsız ediyordu? Yoksa Suriye halkı adına, Suriyeli Hukukçularla NATO’ya ve iki ülkenin sınırlarını çetelere açmak isteyenlere karşı dava açmak için ortak çalışma girişiminde bulunmuş olmaları mı?

  Her ihlal, mağdur kadar, ihlali yapanı da yaralar. İktidar, savunma hakkına yaptığı saldırı ile “ileri demokrasi” tezini uçurumun başına dek ilerletmiş bulunuyor.

Düşmesi yakındır.

 BİZ, HER HAKSIZLIĞIN HEPİMİZE YAPILDIĞI İNANCI İLE SESİMİZİ YÜKSELTİYORUZ.

 SEYREDEREK SUÇA ORTAK OLMAYACAĞIZ.

BİR KEZ DAHA HAYKIRIYORUZ; ADALETİN ERDEM OLDUĞU HUKUKU UYGULAYINIZ.

UNUTMAYINIZ Kİ ADALET HEPİMİZİN İHTİYACIDIR.