12 Eylül Faşizmi Felsefesiyle, Kurumlarıyla Devam Etmektedir…

12 Eylül Faşizmi Felsefesiyle, Kurumlarıyla Devam Etmektedir…

33 yıl önce bu gün sabaha karşı bütün ülkede sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, devlet kurumları tanklar tarafından sarılmış,”ülke genelinde” şüpheli bulunan köydeki çobandan meclisteki siyasal parti başkanına dek binlerce baskınla büyük tutuklamalar yapılmaya başlanmıştı.

Beş general tarafından kaleme alınan ve kendini devlet başkanı ilan eden General Kenan Evren tarafından 12 Eylül 1980 günü okunan bildiriyle 1961 Anayasası rafa kaldırılmış, TBMM ve yasal hükümetin lağvedildiği, Cumhurbaşkanının görevine son verildiği açıklanarak askeri bir cuntayla (“konsey”) ülkenin yönetimi ele geçirilmişti.

Yalnız değildik: 1980′lerde gelindiğinde Brezilya,Uruguay, Şili, Arjantin de CIA destekli “Generaller Darbesi”yle kurulmuş hükümetlerce yönetiliyordu!

12 EYLÜL 1980 GÜNLERİNDE NEOLDU?

Darbe sonrası kamu ekonomisine saldıran “24 Ocak kararları” adlı IMF-Şikago Okulu/Friedman uygulamalarının uygulamalarını ve altyapısının hazırlanmasını yaşadık. ANAP ve Turgut Özallı yıllar bu anlayışın taşlarının döşendiği bir geçiş dönemiydi.

“2 Eylül”, “24 Ocak kararları”denen neoliberal kararlarla birlikte anılır. 24 Ocak kararlarının mimarı olan Turgut Özal, “12 Eylül olmasaydı bu ekonomik programın neticelerini alamazdık”açıklaması da darbenin gerçek ve bir diğer anlamını ortaya koymaktadır.

12 Eylül darbesi sonucu resmi rakamlara göre 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendi, 517 kişiye idam cezası verildi, haklarında idam cezası verilenlerden 50 kişi asıldı, 30 bin kişi ‘‘sakıncalı‘‘ denilerek işlerinden atıldı, 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 171 kişi işkenceden öldü, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi ‘‘siyasi mülteci‘‘ olarak yurt dışına gitti… Bu olumsuz tutanağı uzatabiliriz…

Ülkemiz bugün ekonomik olarak sömürge ekonomisine dönüşmüşse, dış politikada emperyal güçlerin oyuncağı olmuşsa, cemaat ve tarikatlar devlet kurumlarında etkin konuma gelmişse, yerli ve yabancı tekeller ekonomik ve kültürel alanları ele geçirmişlerse, iç barış yok olmuşsa bunun müsebbibi ülkenin güzel ve aydınlık yarınlarını karartan işte 12 Eylül darbesidir.

12 Eylül darbesiyle, tüm halk kesimlerine büyük bir”şok” yaşatılmış, Cumhuriyet’in bütün kazanımları, işçi ve emekçilerin, köylülerin dişiyle tırnağıyla oluşturduğu ekonomik birikim, 1960 Anayası’nın demokratik kurumları bir kalemde yok edilmiştir.

12 EYLÜL ve SENDİKAL HAKLAR…

12 Eylül faşist darbesinin ürünlerinden birisini oluşturan sendikal örgütlenme ile toplu pazarlık hakkına ilişkin 2821 ve 2822 sayılı yasalar dönemin ruhuna uygun olarak hazırlanmış ve yasakçı hükümlerin ağırlıklı olduğu bir düzenlemeydi.

Aradan geçen 30 küsür yıl sonra yasakçı özüne dokunmaksızın bazı rötuşlarla bugüne kadar gelen Sendikalar Kanunu ve Toplu Görüşme, Grev ve Lokavt Kanunu bugünkü hükümetlerce Toplu İş İlişkileri Kanunu başlığı altında tek bir yasada toplanmaktadır.

Bu anlayış,12 Eylül faşist döneminin bu yasakçı düzenlemelerine ‘zamanın ruhuna’ uygun olarak yeni bir biçim vermekten başka bir şey değildir. 4+4+4 gerici eğitim yasasından sonra Toplu İş İlişkileri Kanunu da gerici kuşatmanın karakterine uygun düzenlemeler içermektedir.

12 Eylül açık faşizminin çıkardığı “Sendikalar ve TİS Yasası” ile bugünkü hükümetin “Toplu İş İlişkileri Kanunu” arasında ki ilişki de, 4688 sayılı yasa da , 12 Eylül rejimi ile bugün yaşadığımız rejim arasındaki devamlılığı hiçbir yoruma gerek bırakmadan sergileyen hukuki bir belgedir.

ÜLKEMİZ NE YAZIK Kİ YARI SÖMÜRGE BİR ÜLKEDİR…

Ülkemiz emperyalizme, ekonomik siyasi tuzaklarla yakasını kaptırmış yarı sömürge bir ülkedir. Emperyalizm demek bir avuç tekellerin toplandığı ülkeler adına dünyayı yönetmek, ülkelerin içişlerine karışmak demektir.

Örneğini verdiğimiz yukarıdaki ülkeler gibi Türkiye’de de darbelerin arkasında genellikle emperyalizm vardır.

Ülkemizdeki darbelerin kendiliğinden,“bağımsız” olarak yapılamayacağını, arkasında ABD emperyalizminin başı çektiği emperyalist kampın ve yerli sermaye çevrelerinin/çıkarlarının olduğunu bilmemiz gerekiyor.

ABD Başkanı J. Carter, Paul Henze, Ankara Büyükelçisi J. Spain, NATO Komutanı General Rogers, dönemin CIA başkanı gibi kişilerin darbenin arkasında yer aldıkları artık açıkça biliniyor. (Örneğin Carter Doktrini ele alınmadan 12 Eylül darbesinin arka planı,

Amerikan Ulusal Güvenlik İşleri Danışmanı Z. Brzezinski’nin ileri sürdüğü “İslam’ın komünizme karşı bir kalkan”olduğu tezinin 12 Eylül üzerindeki etkileri değerlendirme konusu yapılmadan bu dönemin iç yüzü açığa çıkarılamaz.)

12 Eylül faşist darbesini bir kaç generalin “ırkçı/faşist” özelliğine dayandırmak “12 Eylül anlayışı”na hizmet etmekten başka bir işe yaramaz. Hele bu generallerin Türkiye’yi gerçekten kurtarmak için bu darbeyi yaptıkları, milliyetçi oldukları filan gibi ön kabuller aptalca değerlendirmelerden öteye gitmez.

Generaller ve onları destekleyenler Türkiye’yi yıkmak,içini boşaltmak, laik/demokratik birikimini yok edip etnik ve dinsel temelde paramparça etmek istiyorlardı. Bugün önüne gelene darbeci edebiyatı yaparak hem Kenan Evren’e karşı olduğuyla övünüp Kenan Evren’in Türkiyeyi gerici/etnik cehenneme sürükleyen politikalarını devrimcilik/demokratlık yaftasıyla sürdürenler ne yazık ki emperyalizmin oyunlarını kavrayamayan kötü niyetliler ya da cahillerdir.

DARBE KISA SÜRECEK SANILMIŞTI

12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinin etkisinin diğer darbeler gibi kısa sürede aşılacağını ve sona ereceğini sananlar ise yanıldılar. Darbeyi yapanlar ve yaptıranlar 12 Mart darbesi sonrasında toparlanan devrimci halk güçlerinin varlığından deneyim kazanmışlardı ve demokratik görünüm altında gerici/etnik/emperyalist kuşatmayla Türkiye’nin adım adım çözülüşünü ayrıntılı olarak planlamışlardı.

Ancak itiraf etmeliyiz ki 33 yıl sonra halk olarak 12 Eylül’ün, Türkiye’nin temel taşlarını yıkan, dönüştüren ve sonuçta iflasa sürükleyecek ana felsefesini yok edemedik: Darbe 33 yıldır kesintisiz sürüyor.

O dönemde temelleri atılan ekonomik sistem (neoliberal politikalar, yüksek faizle borçlanma, özelleştirmeler, kamunun tasfiyesi vs.), o dönemde temelleri atılan anti demokratik partiler yasası(Lider sultası, % 10 seçim barajı vs.), eğitimde özelleşme ve dinselleşme,basına baskı /doğru haber alma hakkının engellenmesi, devlet şiddeti, her türlü gösteri ve örgütlenme hakkının şiddetle bastırılması, sabaha karşı ev basmalar,işkencenin yerini alan izinsiz dinlemeler, sahte delillerle sabaha karşı tutuklamalar, idam niyetine yüzlerce siyasal müebbet cezası gibi uygulamalar devam eden iktidarlarca da (koalisyon hükümetlerince bir ara yavaşlasa da)“demokrasi”, “sandık” gibi lafızlarla bu kez başka biçimlerde artarak devam etmiştir, etmektedir.

“12 Eylül 2010 Anayasa referandumu” ise birincisini tamamlayan bir darbe olmuş, bir türlü ele geçirilemeyen “eski” hukuk kaleleri toptan ele geçirilip tarumar edilmiş, ülkenin hukuk sistemi yok edilmiş, ülkenin diz çökmesi için önünde engel bırakılmamıştır.

 

BİRLEŞİK KAMU İŞ’İN TARİHSEL HAKLILIĞI…

12 Eylül 1980 ülkemize karşı bir saldırıydı; bu saldırı bugün artarak devam etmektedir. Emperyalizm, Türkiye’yi her gün yeni bir saldırı, yeni bir politik oyun ve kültürel gericileştirme faaliyetiyle sürekli eritmekte, içten içe tüketmektedir. Türkiye’nin ekonomisi tüketilmekte, üçüncü sınıf politikacılar parlatılıp öne çıkarılmakta, ideolojik ve kültürel yapı göstere göstere parçalanmakta, ülkenin önemli sivil/resmi kurumlarının “kanaat önderleri”nin bir çoğu elde edilmekte, böylece ülke hırpalanarak güçten düşülmekte ve tamamen teslim alınma yoluna sokulmaktadır.

Birleşik Kamu İş teslim alınamayan ve alınamayacak bir kale olma özelliğini korumaktadır.

Türkiye’nin 12 Eylül’de meydanlarda ayet okumakla başlayan ve tüm ilerici demokrat insanları sindirmeye, yok saymaya çalışan bu gericileştirilme sürecinin acımasızca sürdüğüne her gün şahit oluyoruz.

Ancak “Gezi eylemleri”yle başlayan büyük kalkışma Türkiye’nin öyle kolay lokma olmadığını bağımsızlık düşmanlarına göstermiştir.

Kamu sendikalarının AB fonlarıyla liberalleşmesi, ilerici, yurtsever, anti emperyalist, kamucu özünü yitirmesi tehlikesi Konfederasyonumuzca önlenmiş, örgütümüz Türkiye’den yana, halktan yana, emekten yana tavrıyla bu ilkeleri kendine rehber ederek çığ gibi büyümeye başlamıştır.

Birleşik Kamu İş’in kuruluşuyla başlayan tarihsel haklılık, büyüyerek tüm Türkiye’ye egemen olmaya başlamıştır.

12 Eylül 1980” darbesini iyi anlamak, bugünü ve gelecekte uygulayacağımız politikaları da iyi anlamak anlamına gelmektedir.
İsmail Tutoğlu

Birleşik Kamu İş Genel Başkanı