İmzalanan Toplu Sözleşme Bir Aldatmacadan İbaret

İmzalanan Toplu Sözleşme Bir Aldatmacadan İbaret

“Sözde Toplu Sözleşme Masası Sirk Çadırına Dönüştü”

“Hükümetle Yandaş Sendika Arasında İmzalanan 2016-2017 Yıllarını Kapsayan Toplu İş Sözleşmesi, Kamu Çalışanlarının Mali Ve Sosyal Haklarında Hiç Bir İyileştirme Getirmemiştir”

“2016 Yılı İçin Alınan Zam Yüzde 11,3 Değil Yüzde 8,6’dır Ve Bu Oran Önceki Yılların Kayıpları Bir Yana 2015 Yılının Enflasyonunu Bile Karşılamayacak Bir Düzeydir”

“Yandaş Sendika, Kendi Teklifinin Bile Arkasında Duramamış, Kamu Çalışanlarını Bir Kez Daha Akp’ye Satmıştır. Elde Edildiği İleri Sürülen Kazanımların Çoğu Da, ‘Üzerinde Çalışılacak’, ‘Değerlendirme Yapılacak’ Diye Geçiştirilmiş”

Grev hakkı olmadan oturulan sözde “Toplu İş Sözleşmesi” masası bu yıl orta oyunundan da öteye geçip, tam bir sirk çadırına dönüşmüştür

Hükümet ile Memur-Sen arasında imzalanan 2016-2017 yıllarını kapsayan sözde “Toplu İş Sözleşmesi” kamu çalışanlarının mali ve sosyal haklarıyla ilgili olarak hiçbir iyileştirme getirmemiştir. 2016 yılı için alınan yüzde 6+5 oranındaki zammın, toplamının yüzde 11,3 olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. “Gerçek oran sadece yüzde 8,6”dır. Yılın ikinci yarısında yapılacak zam oranını da yılbaşında yapılmış gibi hesaplanarak kamuoyuna aktarılıyor.  Kaldı ki çalışanların yıllardır yaşadığı kayıplar karşısında yüzde 11,3 zammın da herhangi bir önemi yoktur. Bu oranda bir zam önceki yılların kayıpları bir yana 2015 yılının kayıplarını bile karşılayamaz.

Hem hükümet hem de yandaş sendika ayıplarını gizlemek için zam oranını olduğundan daha yüksek göstermeye çalışıyor. 2014 yılında enflasyon farkı bile verilmediği dikkate alındığında, bu sözleşmeyle belirlenen oranlar, son iki yılda yaşanan kayıpları karşılamaya bile yetmiyor.

Kamu çalışanlarının yıllardır yüzdelik zamlarla aldatılmaktadır. Yandaş sendikanın, kendi teklifinin bile arkasında duramamakta ve kamu çalışanlarını AKP’ye satmaktadır.  AKP’nin bu günler için büyüttüğü Memur Sen’in, “masaya birinci yıl için yüzde 8+8, ikinci yıl için yüzde 7+7 zam,  taban aylığına birinci yıl 150 ikinci yıl 100 TL seyyanen zam ve ayrıca her iki yıl için de ayrıca ekonomik büyüme oranında zam” talebiyle oturması göstermelik olarak kalmıştır.

Birleşik Kamu-İş olarak imzalanan sözde “Toplu İş Sözleşmesi”nin bu talebin üçte birini bile karşılamadığının bilinmesini isteriz. 

Çünkü;

Türk parası hızla değer kaybetmektedir, faiz oranları yükselmektedir, enflasyon hızlanmakta ve Türkiye ekonomisi yeni bir krize doğru sürüklenmektedir.  Bu dönemde, imzalanan bu sözde “Toplu İş Sözleşmesi” kamu çalışanlarını ve emeklileri sefalete mahkum etmektedir. Örnek vermek gerekirse 3/2’si evli iki çocuklu bir öğretmen, ocak ayında maaşı (2551 TL) ile 1087 dolar alabiliyorken, Ağustos ayında (2545 TL) 860 dolar alabilmektedir. Arada 227 dolar fark vardır. Emekçilerin maaşları değişmemesine rağmen alım güçlerinde yüzde 20’den fazla fark oluşmuş, zamlı maaşlarını alamadan kaybetmişlerdir. 6+5’in bunu telafi etmesi imkansızdır.

Yandaş sendika ve hükümetin, kamu çalışanlarının öteden beri sahip olduğu birçok mali ve sosyal hakkı, yasal zorunluluk nedeniyle toplu iş sözleşmesine yeniden yazılmış gibi yaparak “yeni kazanılmış hak ” olarak gösterme çabasıyla satışlarını gizlemeye çalışmaktadır.

Yandaş sendika tarafından elde edilen sözde bazı kazanımların da sözde “Toplu İş Sözleşmesi”nde “üzerinde çalışılacaktır”, “değerlendirme yapılacaktır” sözleriyle tüm memurların aldatılarak geçiştirilmeye çalışılmaktadır. Bazı işçilerin kamu görevlisi ve geçici personelin sözleşmeli personel statüsüne alınması,  refakat izni, kadro dereceleri, işçilikte geçen sürelere ilişkin sorunların çözümü, fiili hizmet süresi zammı, KİT’lerde görev yapan sözleşmeli personelin temel ücret gruplarının düzenlenmesi,  ibadet izni, KİT çalışanlarının kullanmadıkları izinlerin ertesi yıla devredilmesi gibi sorunların toplu iş sözleşmesiyle çözümlenecek denilerek bu yolla memurların talepleri geçiştirilmektedir.

Çok özetçe; Ek gösterge’de artış, taban aylığına zam, vergi diliminin düşürülmesi, aile ve çocuk yardımında iyileştirme,  büyümeden pay gibi önemli kalemlerin hiç birinde artış olmadığı gibi bizleri, esnek ve güvencesiz çalışmaya mahkum ederek, iş güvencemizin elimizden alınması da söz konusu olmuştur.

Masadaki tek kazanım nöbet konusudur. Elbette ki elde edilen sonucun Eğitim İş sendikamızın 2012 yılından bu yana 4 yıldır, tüm engellerle rağmen sürdüğü mücadeleye karşılık geldiğini biliyoruz. Ancak, 1990’lı yıllardan bu yana mücadele eden eğitim emekçilerinin eylemle elde ettikleri nadir kazanımlardan birisidir.  Eğitim İş sendikamızın Nöbet Tutmama eylemi sürecinde birçok arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir şekilde bedeller ödedi. Masaya oturan sendikalar başka bu eylemimize tepki gösterdiler, hatta idareci olan arkadaşları tarafından baskı gördüler, sürüldüler. Ama eylemin tabanda çok ses getirmesinden ve üyelerinin kendilerine tepki duymasına başlamasından dolayı onlarda son aylarda eylemimize kısmen destek oldular.

Toplu iş sözleşmesinde çalışanlar arasında ayrım da yapılmaktadır. Yıllardır öğretmenler dışındaki eğitim çalışanlarına ödenmeyen öğretim yılına hazırlık ödeneğinin, sözleşmeli kuran kursu öğreticilerine verilmesi kararlaştırıldı.

Bu TİS anlaşmasında dikkat çeken diğer bir hususta, Cuma günlerinde öğle tatilinin ibadet hürriyetini engellemeyecek şekilde yürütülmesi ile ilgili bir çalışma yapılması kararıdır. Oysa Cuma namazına gitmek isteyen hiçbir memura bu yönde bir baskı olmamasına ve bu ibadetini çok rahat bir şekilde yerine getirmesine rağmen böyle bir maddenin konulmasını, AKP iktidarının hedefi olan şeriat yönetimine doğru gidişte bir basamak olarak görmekteyiz. Bugün Cuma namazı için tatil yapanlar, yarın şeriat ile yönetilen ülkeler gibi Cuma gününü tam gün tatil yapar, onun yerine Cumartesi gününü çalışma günü yapar.

Bu yasa da yine çok dikkat çeken bir konu da; Yerel Yönetim işkolunda, “Sosyal Denge Sözleşmesi imzalayan sendikanın üyesi olmayan kamu görevlilerinden aynı unvanlı personelden alınacak aidatın iki katına kadar taraf sendikaya sosyal denge sözleşmesi aidatı alabilir. Bu aidatı ödeyen kamu görevlileri söz konusu sözleşmeden aynı usul ve esaslar dahilinde yararlanır” maddesidir. Tüm Yerel-Sen sendikamız bu maddenin uluslararası sözleşmelere ve eşitliğe aykırı olmasını gerekçe göstererek davalar açmış ve bu davaların hepsini de kazanmıştır. Bu kazanım ile sendikaların emek sömürüsüne de son vermiştir. Ama buna rağmen orta oyuna katılan ve sendikaları rant kapısı gibi gören bu üçlü, emek sömürüsü yapma konusunda ki ısrarları korumuşlardır.

Bir sözümüzde sözde toplu sözleşme orta oyunun figüranlığını yapanlaradır. Bu sonucun tek suçlusu AKP güdümlü Memur-Sen değildir. En az onlar kadar KESK ve Türk Kamu-Sen’de bu suçun ortağıdır. Sadece adı Kamu Emekçileri Toplu İş Sözleşmesi Kanunu olan 4688 sayılı yasa içerik olarak toplu sözleşme ile hiçbir ilgisi yoktur, aksine yerel yönetimlerde bu yasa çıkmadan önce belediye başkanları ile yapılan TİS’leri de bu yasadan sonra yapılamaz duruma getirilmiştir.

Yasa bu haliyle çıkarken kimi konfederasyon açıktan, kimi sendikalarda “yetmez ama evet” diyerek yasanın bu haliyle çıkmasına çanak tutmuşlardır. Yasa çıktıktan sonra da ne yasal yoldan, ne de mücadele anlamında hiçbir çaba göstermemiş. Aksine devlet ile yetkili olan sendika ile bu orta oyununa katılmış ve arada üyelerinin tepkisini kırmak için göstermelik olarak yaptıkları eylemler dışında ağırlıkla figüranlık yapmışlardır.

Konfederasyonumuz yasanın bu haliyle çıkmaması için hem yasal, hem de fiili mücadele yoluyla üzerine düşeni yapmıştır. Onlar, sözde TİS masasında iken, bizler alanlarda AKP’nin kolluk kuvvetlerinin orantısız şiddeti ile karşı karşıya idik.

4688 sayılı yasa ve masadaki üç Konfederasyonun mücadele anlayışı ile görüşmelerden olumlu bir şeyler beklemek hem sendikal mücadele tarihine hem de bu uğurda can verenlere saygısızlık olur. Birleşik Kamu-İş olarak,  öteden beri kamu çalışanlarına dayatılan sözde toplu iş sözleşmesi masasını “tam bir kurmaca ve aldatmaca düzeni” olarak tanımlamamız boşa değildir.

 Bu sistem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşma ve sözleşmelerdeki taahhütlerine aykırıdır ve çağdaşlıktan uzaktır. Çağdaş ülkelerdeki sendikaların ve çalışanların sahip olduğu hiçbir hak ve özgürlük Türkiye’deki kamu sendikalarına ve kamu çalışanlara tanınmamıştır. Sözde, “Toplu İş Sözleşmesi” masası, “görüşmeler yapılsın ama sonunda hükümetin istediği olsun” mantığıyla kurulmuştur. Masaya taraflar eşit silahlarla oturmamaktadır. O masada kamu çalışanlarını temsil eden yandaş konfederasyonun, göbekten bağımlı olduğu hükümete karşı, en ufak bir direnç gösteremeyeceğini Türkiye kamuoyu bir kere daha görmüştür.  Grev hakkı olmayan bir toplu sözleşme düzenini reddediyoruz. Grev ve TİS hakkımızı özgürce kullanabileceğimiz günlere kavuşmak için mücadelemiz kesintisiz bir şekilde devam edecektir. 

Birleşik Kamu-iş Konfederasyonu