Orhan Yıldım’a yapılan haksızlığı kabul etmiyoruz

Orhan Yıldım’a yapılan haksızlığı kabul etmiyoruz

Birleşik Kamu İş Konfederasyonu olarak yönetim kurulu üyemize sahip çıktık.

Mersin’e giderek Basın açıklaması ve Orhan arkadaşımızı cezaevinde ziyaret ederek yalnız olmadığını gösterdik. Orhan Yıldırımile ilgili açıklamayı Birleşik Kamu-iş Başkanı İsmail Tutoğlu yaptı.Açıklamaya Birleşik Kamu-iş Yönetim Kurulu üyeleri tam kadro katıldılar.Eğitim-iş Genel Başkanı Veli Demir,Ulaşım İş Genel Başkanı Adem Çalışkan,Birleşik Büro İş Genel Başkanı Haydar Şahindokuyucu,Yerel İş Sendikası Genel Sekreteri Cengiz Gülebay,Ulaşım İş ve Birleşik büro İş üyeleri ile  Eğitim-iş Mersin Şube Başkanı Ülkü Çetin ve yöneticileri , Eğitim-iş Adana Şube Başkanı ve yöneticileri, Eğitim-iş Gaziantep Şube Başkanı ve yöneticileri, Eğitim-iş Tarsus Temsilciliği Yöneticileri, CHP il Başkanı Faruk Akar, İP İl Başkanı Nurettin Özdemir, ADD Mersin Şube Yöneticileri, CKD Mersin Şubesi Yöneticileri katıldılar…

 

Ayrıca katılım gösteren tüm üyelerimizegösterdikleri duyarlılığa saygı ile teşekkür etmeyi borç biliriz.

 

 

 

 

 

Daha sonra Mersin Yarı Açık Cezaevine giderek arkadaşımız ziyaret edildi.

 

 

BASIN VE KAMUOYUNA

            Ülkemizde kadınlarımız, Cumhuriyet’in aydınlanma devrimi ile bir çok hakkını bugün medeni kabul edilen ülke kadınından önce elde etmiştir. Ancak, toplumda var olan feodal ve erkek egemen anlayış süreç içinde kadınlarımızın haklarını koruyup geliştirememiştir.

                Yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığına, baskı ve şiddete maruz kalan kadınlarımız, eğitim ve çalışma yaşamında da geri bıraktırılmıştır. Anayasamızda cinsiyet ayrımcılığı açıkça yasaklanmasına rağmen özellikle çalışma yaşamında kadınlarımızın hak ettikleri meslek ve görevlere gelmesine engel olunmuş, aynı işi yapan karşı cinslerine oranla düşük ücretle, sigortasız ve güvencesiz çalıştırılmalarına göz yumulmuştur.

                Tüm bu olumsuzluklara karşı genelde kadın sorunlarının özelde emekçi kadınlarımızın sorunlarının toplum önünde dile getirilmesi, çözüm önerileri sunulması ve yetkililerden bu konulara ilişkin talepte bulunulması evrensel bir değer haline gelen "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü"nde doruğa çıkmaktadır.

                Sendikaların birer emek örgütü olarak böylesi bir günde çeşitli eylem ve etkinliklerle demokratik ve barışçı yollarla toplumu bilinçlendirmek, sorunlara çözüm istemek için kamuoyunu bilgilendirici etkinlikler yapması da en temel görevlerindendir.

                Bu bağlamda, şu anda Konfederasyon yönetim kurulu üyemiz olan Orhan YILDIRIM arkadaşımız, 8 Mart 2005 tarihinde dönemin Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı sıfatı ile ve yine o dönemde Mersin’de KESK’e bağlı sendikaların şube başkanlığı görevini yürüten Gürsel SIĞINIR (ŞENŞAFAK) ve Yılmaz BOZKURT ile birlikte bağlı oldukları konfederasyonun kararı ile Mersin Belediyesi önünde "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" dolayısıyla kitlesel bir basın açıklaması yapmışlardır.

                Ancak bu nedenle, Mersin Cumhuriyet Savcılığı tarafından adı geçen arkadaşlarımıza 2911 sayılı "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu"na muhalefet ettikleri gerekçesi ile ceza davası açılmıştır. Burada dikkate sunmak isteriz ki tüm Türkiye çapında yapılan bu etkinlik nedeniyle sadece Mersin’de dava açılmıştır.

                Yapılan yargılamada sanık olan arkadaşlarımız suç işleme kasıtlarının olmadığı, ilgili ulusal ve uluslararası hukuka göre basın açıklaması yapmak için 2911 sayılı kanuna uygun şekilde bildirimde bulunulma şartı olmadığı, yapılan etkinliğin de suç olmadığı, sadece demokratik bir hakkın barışçı yollarla kullanılmasından ibaret olduğu ve bununda yasalarla güvence altına alındığını mahkemeye sundukları savunmalarında belirtmişlerdir.

                Mersin 5. Asliye Ceza Mahkemesi bu savunmaya karşın arkadaşlarımızı 2911 sayılı kanuna muhalefet ettikleri gerekçesi ile önce ayrı ayrı 1′er yıl 6′şar ay hapis cezasına mahkum etmiş, sonra mahkemedeki iyi hallerini gerekçe göstererek cezada indirim yapmış neticede 1′er yıl 3′er ay hapis cezası ile cezalandırmıştır. Ancak, iyi halden indirim yapan mahkeme sanıkların daha önce suç işlememiş olmalarına, kamu görevlisi ve sendika yöneticisi olarak toplumun saygın bireyleri olmalarına bakmaksızın sanıkların mahkemede yaptıkları savunmada fiillerinin suç kastı taşımadığı ve suç olmadığı yönündeki savunmalarına dayanarak ileride suç işlemeyeceklerine ilişkin kanaat oluşmadığı gerekçesi ile cezalarını ertelememiştir.

                Arkadaşlarımız tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi, kararı "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 231. maddesindeki koşulların varlığı halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması zorunluluğu bulunduğu gerekçesi ile 2009 yılında bozmuştur.

                Bozma kararına uyan mahkeme ayrı ayrı hukuk normuna tabi olan cezanın ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda tek bir gerekçe öne sürerek ve yine  sanıkların savunmalarında suçu kabul etmediklerini dile getirerek hem cezanın ertelenmesine hem de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına 23.12.2009 tarihinde karar vermiştir. Yani suç işlendiği iddia edilen 8 Mart 2005 tarihinden tam 4 yıl, 9 ay, 15 gün sonra.

                Bilindiği üzere, ilgili yasalara göre cezanın ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması 5 yıl süreyle geçerli olup, bu sürenin geçmesinden sonra dava bütün sonuçlarıyla ortadan kalkmaktadır. Yani sayın Mersin 5. Asliye Ceza Mahkemesi aradan yaklaşık 5 yıl geçmiş olmasına, suç işlendiği iddia edilen 2005 yılından önce sanıkların sabıkasız olmalarına, bu tarihten sonrada geçen 5 yıl içinde sanıkların yeni hiç bir suç işlememiş olmalarına bakmaksızın cezayı ne ertelemiş nede hükmün açıklanmasını geri bırakmıştır.

                Bu durum kararın hukuki olmadığı gerçeğine vicdani olmadığı gerçeğini de eklemiştir.

                Bu kararında tekrar temyiz edilmesi üzerine bu kez Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2012 yılında kararı onamıştır. Bu karar 12 Eylül 2010 Anayasa referandumundan sonra yargının nasıl siyasallaştığının ve hızlandırılmış yargının gelecekte topluma nasıl bir deli gömleği giydireceğinin işaretlerinden birisidir.

                Yargıtay 9. Ceza Dairesinin Onama kararından sonra yürürlüğe giren ve kamuoyunda 3. yargı paketi olarak adlandırılan Türk Ceza Yasasında yapılan değişikliklerden yararlanmak ve yapılan adli hatanın düzeltilmesi için yapılan başvurularımızda önce Mersin Asliye Ceza Mahkemesince, yine itirazımız üzerine Mersin Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. Hal böyleyken bir kaç gün önce Orhan Yıldırım arkadaşımız Babasını kaybetmiş adaletsizliğe uğramasından duyduğu üzüntüye birde babasını kaybetmenin üzüntüsü eklenmiştir. Bu durum karşısında Cumhuriyet Başsavcılığından, "Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun" hükümlerinden yararlanarak cezanın 6 ay süreyle ertelenmesi talebimizde kanunun açık hükümlerine rağmen reddedilerek arkadaşımız Orhan YILDIRIM ve diğer arkadaşlarımız Ramazan Bayramı ertesi 22.08.2012 günü tutuklanarak cezaevine konulmuştur.     

                Yasalarla güvence altına alınan demokratik bir hakkın kullanılmasının suç sayılması, üstelik arkadaşlarımızın adi birer potansiyel suçlu gibi cezalarının ertelenmemesi insanlık ve demokrasi adına kabul edilemez bir hukuk ihlalidir.

                Bu aşamada Yeni Anayasa tartışmalarının yapıldığı, sözde darbe hukukuyla hesaplaşıldığı dönemde temel hak ve özgürlüklerden olan basın yoluyla düşüncelerimizi açıklamamıza ceza verilmesi kabul edilemez. Bu nedenle hukuk dışı bu kararın Adalet Bakanlığının kanun yoluna başvurması suretiyle Yargıtay tarafından yeniden incelenmesi ve bozulması için Bakanlığa başvurduk. Adalet Bakanlığından dosyanın ivedilikle incelenerek bozulması ve arkadaşlarımızın özgürlüklerine kavuşması için gerekenleri bir an önce yapmasını bekliyoruz.

                Tüm siyasi partilerimizi, demokratik kitle örgütlerini ve sendikalarımızı uyarıyoruz. Bu karara bütün gücümüzle ve top yekun olarak demokratik yöntemlerle karşı koyamazsak bundan sonra yapacağımız her türlü eylem ve etkinliklerin aynı kapsamda hukuk dışı olarak cezayla karşılık görmesi mümkün olacaktır.

                Birleşik Kamu-İş ve bağlı sendikalar olarak tüm demokrasi güçlerini bu hukuksuz uygulamaya karşı koymaya tepki göstermeye çağırıyoruz.

 

                                    BİRLEŞİK KAMU-İŞ KONFEDERASYONU

                                                                  YÖNETİM KURULU