BES DAYATMASINA HAYIR!

BES DAYATMASINA HAYIR!

İŞÇİLER, MEMURLAR ÇALIŞACAK SERMAYE DÜZENİ BES’LENECEK

Ülkemizde 14 yıllık AKP iktidarı döneminde siyasal, ekonomik, kültürel reform adı altında birçok değişiklik yapıldı.  Siyasal iktidar bu değişiklikleri KHK ve torba yasalarla hızlı bir şekilde hayata geçirdi. Hükümetin yangından mal kaçırır gibi hayata geçirdiği düzenlemeler, toplumun ve halkın yaşamında büyük sarsıntılara neden olmaktadır. Ekonomik darboğazın yaşandığı ülkede,  enflasyon rakamlarının yüzde 8.79, işsizlik rakamlarının 2 milyon 824 bin kişiye çıktığı bir ortamda vatandaşların tasarruf yapamadığı gerekçesiyle Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) zorunlu tutulması bir aldatmacadır.

Türkiye’de BES sistemi 2001 yılından bu yana uygulanmaktadır. BES uygulaması 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Hakkında Kanun ile başlatıldı. 2013 yılından bu yana ise bireysel katılımcıların katkı paylarının yüzde 25’i oranında devlet katkısı verilmektedir.  4632 sayılı yasaya göre sistem gönüllü katılıma dayalı şekilde yürümekteydi.  Yapılan değişiklik ile gönüllü katılım uygulaması 45 yaş altı bağımlı çalışanlar (işçi ve memur) için zorunlu hale getirilmektedir. Çalışanlar sadece sisteme girmek zorunda değil, işverenlerinin sözleşme yaptığı bir bireysel emeklilik şirketine de mecbur tutulmaktadır. Çalışanların, istedikleri emeklilik şirketini seçme haklarını ellerinden almaktadır.   Demokratik, sosyal hukuk devletinde vatandaşlara zorla tasarrufa yönlendirilmesi veya sadece bir şirkete, bankaya yönlendirilmesi hukuk devletinde kabul edilecek bir düzenleme olamaz.

Siyasal iktidar, tasarrufların yeterli yapılamadığı gerekçesiyle vatandaşlarına açık açık söyleyemediğini BES’i dayatarak söylemektedir. Aslında işçilere, kamu emekçilerine, kadınlara ve vatandaşlarına para harcamasını ‘yapamıyorsunuz’, mutfak ekonomisini ‘yönetemiyorsunuz’ demektedir. Bu nedenle sizin adınıza iktidar olarak karar veriyorum, dayatmasının yapmaktadır.  Hükümetin; BES kurnazlık politikası,  emekçilerin nazarında bir değeri yoktur. Çünkü Türkiye’deki tasarrufların yetersizliğinin en önemli nedeni gelirlerin yetersiz olmasıdır. Memur ve işçilerin aldığı ücret ve maaşlar yıllardır geçinmelerine bile yetmemektedir. Bu nedenle ücretliler çok büyük bir borç yükü altındadır. Tasarrufların yetersizliği, ücret ve maaşları baskı altına alıp reel olarak eritmeye dönük ekonomik politikaların bir sonucudur. Ülkemizde, 1.300 lira asgari ücret kazanan 5 milyon asgari ücretlinin dahi gelir vergisi dilimine alındığı hükümet politikasının her ay 100 lira zorunlu kesintiye uğraması şu anlama gelir; kaşıkla verip kepçe ile almanın uygulamasıdır.  Hükümet,  milyonlarca çalışanı BES zorunluluğuna tutmasının kurnazlığını örtmek için de devlet bir defaya mahsus olmak üzere sisteme yeni girenlere bin liralık katkı vermekte sistemde 10 yıl kalanlara da yüzde 5’lik ek katkı adı altında ağızlara bir parmak bal çalmaktır.

BES uygulaması Dünya Bankası’nın, 1980’lardan itibaren “sosyal devleti küçültün” dayatmasına hizmet ettiği ortadadır. Bunun SGK’dan emekliliği tasfiye ederek Sosyal Güvenlik Sistemi’nin özelleştirilmesinin ilk adımı olduğu açıktır. Dünya’da olduğu gibi kapitalizmin, emperyalizmin ihtiyaçlarını hayata geçirecek düzenlemeler Türkiye’de gerçekleştirmenin fırsatı BES’tir. Uluslararası sermayenin politikalarını barındıran BES uygulaması ile işçiler ve emekçiler çalışacak, hükümetin kazanı kaynayacak; sermaye tekelleşecek, zincirler oluşturacak ve sermaye düzeni işleyecektir.

BES’e girmenin zorunlu, ayrılmanın zorlaştırıldığı bir ortamda Hükümet'in hazırladığı zorunlu BES 13 milyon çalışanı kapsamaktadır. Asgari 100 TL katkı payı kesilmesi düşünüldüğünde aylık 100 milyon TL üzerinden bir ek tasarruf yaratılacaktır.  Uygulama siyasal iktidar tarafından bir kaynak olarak görülecektir.  Çünkü daha önceki birçok hükümet buna benzer birçok düzenleme hayata geçirdi.

12 Eylül darbesi sonrasında Turgut Özal hükümeti tarafından 11 Aralık 1986 tarihli ve 3320 sayılı “Memurlar ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanun” çıkardı. Bu kapsamda çalışanlar zorla gelirlerinin bir kısmını yasa yoluyla ucuz konut ve birikmiş para vereceğiz denilerek gelirlerinin bir kısmına el konuldu.  Bu kanun toplumda Konut Edindirme Yardımı (KEY) olarak bilinmektedir. Ancak bu kesintiler 1995 yılına kadar 9 yıl sürdü. 9 yıl sonra fonda biriken paralar hükümetler tarafından farklı alanlara akıtıldı. Sisteme dahil olan çalışanlar için bir aldatmaca oldu. Sonuç milyonları mağdur etti.

Çalışanların gelirlerine zorla el koymanın bir diğer örneğini sermayeye kaynak aktarmanın 9.3.1988 tarihli ve 3417 sayılı “Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine” ilişkin kanunla yaşadık. Bu kanunla da çalışanların aylık ücretlerinden yüzde 2 kesinti yapılmış bu kesintiler yüzde 3 oranında da devletin katkı yapacağı belirtilmiştir. Çalışanlardan yapılan bu kesintiler özellikle belediyeler başta olmak üzere işverenler tarafından yatırılmamış, geri ödeme aşamasında binlerce davalar açılmış, kesintiler kısmen denetimsiz hesapsız bir şekilde geri ödenmiştir.

“Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” amacının vatandaşların refahını korumak olmamaktadır. Çünkü KEY ve zorunlu tasarruf uygulamaları üzerinde birçok olumsuzluk yaşandı. BES üzerinde sermaye şirketlerine para akıtılmasının önü açılacaktır.

BES dayatması,  Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Devlete yüklemiş olduğu ödevleri çiğneme hakkı vermemektedir. Çünkü,  emeklilik hakkı, ücret hakkı ve çalışma hakkı Anayasanın Devletin Temel Amaç ve Görevleri başlıklı 5. Maddesinde düzenlenerek Anayasanın 49. Maddesi ve 55. Maddesinde koruma altına alınmıştır.  Hükümet tarafından 2003 yılında Birleşmiş Milletler Sosyal ve Kültürel Hakları Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalanması ile çalışma hayatının koruyucu, kollayıcı ve çalışanların haklarının korumayı taahhüt etmiştir.  Bu sözleşmenin 2. Maddesi ile 19. Maddesi sözleşmeden yer alan hakların kullanılmasını sağlamayı ve Çalışma Hakkını geriye götürücü tedbirler düzenleyemeyeceği kuralını getirmiştir. Dolayısıyla siyasal iktidar, sözleşmede tanımlanan biçimiyle “geriye götürücü tedbir almama” kuralını ve “yerine getirme yükümlülüğünü” ihlal etmiştir ve etmektedir. Türkiye’nin onaylayarak yürürlüğe soktuğu bir diğer norm, 1989 tarihinde yukarıda bahsedilen kanun ile yürürlüğe giren Avrupa Sosyal Şartı’dır. Bu şart Devletin vatandaşlarına çalışma fırsatı, adil çalışma koşulları, güvenli ve sağlık çalışma ile ailelerini iyi şartlarda geçindirecek bir ücret düzenlemeyi kapsayan uluslararası bir hukuk düzenlemesidir. Hükümet ne yazık ki bu sözleşmeyi de ihlal etmektedir. Siyasal iktidar, BES yasasıyla insanca ve adil ücret hakkını gasp ederek, hem Anayasal görevini, hem Uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmektedir.

Hükümetin haklı olduğu tek bir nokta vardır. Türkiye’de emekçilerin tasarruf gücü düşüktür. Çünkü 5 milyon asgari ücretlinin olduğu bir ülkede ayın sonuna getiremeyen emekçiler istese de birikim yapamamaktadır. Milyonlarca çalışan borç batağında sürünmektedir. Temel ihtiyaçlarını karşılamanın dışında hayatının sürdürmenin telaşının yaşamaktadır.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak diyoruz ki;

Hükümet vatandaşın kemerini sıkmayı bıraktığı takdirde vatandaş kendi tasarrufunu kendisi hayata geçirecektir.

İktidarlar; emekçiler üzerinden kaynak yaratma alışkanlarından vazgeçmelidirler,

BES derhal geri çekilmelidir!

Çünkü;

Sosyal Güvenliği tasfiye eden sermaye sınıfına zorunlu kaynak aktaran bir düzenlemedir.

Emeklilik yaşı makul seviyelere düşürülmelidir. Mezarda emeklilik değil, yaşamda emeklilik hayata geçirilmelidir.

BES gibi uygulamalar yerine emekçilerin insanca çalışma koşulları yaratılmalıdır.

İş Güvenliği Yasası daha sıkı uygulanmalıdır.

Emekçilerin yaşamlarını sürdürecek iyi maaşlar verilmelidir.

Doğrudan ve dolaylı vergileri ve KDV oranları düşürülmelidir.  

Vatandaşın cebindeki sermaye eli geri çekilmelidir.

BASIN AÇIKLAMASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

BİRLEŞİK KAMU-İŞ

MERKEZ YÖNETİM KURULU