İsmail Tutoğlu: “Savaşa karşı savaşmak en büyük görevimizdir!”

İsmail Tutoğlu: “Savaşa karşı savaşmak en büyük görevimizdir!”

Önce Tunus’da sonra Libya’da ve Mısır’da iki yıl önce başlayan ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan kanlı iktidar değişikliklerinin büyük bir planın parçası olduğu ve bir gün kapımıza dayanacağını görmüş ve uyarmıştık. Hele TBMM “bay pas” edilerek Malatya/Kürecik’e yerleştirilen füze bataryaları korkumuzu daha da artırmıştı.

Yüreği ülkesi, halkı ve insanlık için çarpan biz kamu çalışanlarının duyduğu bu korku ve endişeyi ne yazık ki ülkeyi yönetenler duymamışlar. Ateşe benzinle gidercesine anlaşılmaz biçimde bu savaşın içinde olmaya çalışıyorlar.

SURİYE’DE KAN DÖKÜLMESİNİN SORUMLUSU EMPERYALİZM, AKP İKTİDARI ve İŞBİRLİKÇİ POLİTİKALARIDIR!

Yaşadığımız günler savaş tamtamlarının çalındığı günlerdir.

Sorun Obama’nın kızgınlığı ya da kimyasal silahlar kullanımı filan sorunu değildir: Bölgemizdeki ülkelerin sınırlarını yeniden çizerek(dizayn ederek!) birbirini boğazlayan halklar/mezhepler üzerinden emperyalist/kapitalist sistemin bin yıl daha sorunsuz yaşamasını sağlama sorunudur. Suriye, “büyük plan”ın yalnızca bir parçasıdır.

Bölgenin biricik “laik” ülkesi Türkiye ve Suriye içte etnik ve mezhepsel husumetle dışta tahrik edici eylemlerle büyük bir ustalıkla örülen bir tuzak sonucu karşı karşıya getirilmiştir.

Sonuçta, sayın Başbakan’ın sanki muhalefet lideriymiş gibi kenara sıyrılarak “Komşuda yangın başlamıştır, ilk vuracağı yer biziz!” demesi “noktası!”na geldik.

Biz, hümanizmanın bu topraklarda yeniden yeşertilmesine çalışan yüreği insanlık sevgisiyle dolu kamu çalışanları olarak soruyoruz: Bu yangında sizin payınız nedir sayın Başbakan?

Dokuz yüz kilometre sorunsuz bir sınıra sahip olduğumuz komşumuz Suriye’nin dokusunu ne yazık ki ülkemizi yönetenlerin bozduğuna inanıyoruz.

Biliyoruz ki emperyalistler hep aynı yalanla saldırıyorlar: Örneğin Irak’ta yönetimi yok etmek için önce iç ve dış işbirlikçileri ayarladılar. Sonra “medya” silahıyla bu yöneticileri “kan içici”,diktatör”, “zalim” gibi yaftalarla itibarsızlaştırdılar. Ancak on yıl sonra bugün gördüğümüz gibi bütün iddialar yalan çıktı! Ama bir ülke artık yok oldu; içten bölündü; milyonlarca kadın, çocuk öldü.

Ülke savunmasını içeren “haklı savaşlar”ın tersine, bütün emperyalist savaşlar yalanlarla başlar ve felaketle sonuçlanır!

“MEDENİ(Y)ETLER” İTTİFAKI ve ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞININ AYAK SESLERİ!

Aslında her şey emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin “medeniyetler ittifakı” dedikleri şeyle başladı. Bu “ittifak”  gerçekte bir talan ve yeniden paylaşma ittifakının kamufle edilmesiydi.

Emperyalistlerin “medeniyetler ittifakı” ile hedef tahtasına yerleştirdikleri bölge Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dur. Onlar “ittifak” görüntüsü altında bu bölgedeki ülkede yaşayan halkları birbirine düşürmeyi ve ülkeleri fiziken parçalamayı hedeflemişlerdi. Etnikçiliği, mezhepçiliği vb. farklılıkları körükleyerek bu bölgelerdeki ülkeleri ufalamak istemektedirler.

Gördük ki, “Irak’da medeniyetler çatışmadı; tek taraflı soykırım yapıldı!”

Emperyalizmin olduğu dünyada savaşlar kaçınılmazdır. Dünyanın gördüğü en büyük savaşlardan Birinci ve İkinci Dünya Savaşı emperyalizmin ekonomik ve siyasi krizini savaşla aşma çabasıdır.

Dünyaya egemen olan ekonomik sistem, 80′lerde içinde bulunduğu krizi aşmak amacıyla uygulamaya koyduğu “neo-liberal!” politikalarla dünyanın ezilen halklarını bir deri bir kemik hale getirdi.

Anlaşılan bu da yetmedi; şimdi onların canlarını da istemektedir!

Dünyanın en büyük devlet başkanlarınca söylenen “Vururuz!”, “Bombalarız”, “Anında yanıt veririz!” tümcelerini belki biz bir edilgen tiyatro izleyicisi gibi izliyoruz. Ne var ki bu söylem çok ciddi durumları yansıtmaktadır.

Belirtmeye çalıştığımız gibi bölgemizde çok uzun zaman önce kararlaştırılmış bir planın uygulamaya konduğunu yukarıda vurgulamıştık. Bölgesel ittifaklar, terör grupları; içten içe kaynayan bir enerji açıkça hissedilmektedir.

Unutulmamalı ki büyük savaşlar da böyle yığılmalar ve söylemlerle başlamıştı.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI OSMANLIYI PAYLAŞMAK İÇİN ÇIKARILMIŞTI!

Başbakanımızın söylemiyle bu “yangın”ın ilk bize sıçrayacağı açıktır. İncirlik üssünün ve Kürecik radar üssünün, besleyip büyüttüğümüz terör gruplarının ve kendisinin izlediği işbirlikçi politikaların bir sonucudur.

Bilindiği gibi BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Suriye’de kimyasal silah kullanılmasına karşı yapılacak herhangi “cezai” bir askeri müdahalenin, ülkedeki sivil savaşta daha fazla karmaşaya sebep olabileceği yönünde uyardı. Birleşmiş Milletler Antlaşması’na göre bu tarz saldırıların yalnızca meşru müdafaa durumunda veya BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylandığı takdirde yasal olduğunu dile getirdi.

Sayın başbakanımız G20 zirvesinde BM’yi de dikkate almamaktadır. “Ban Ki-moon’un ‘askeri müdahaleye karşıyım’ açıklaması, kendi kanaati olabilir. Ban Ki-moon böyle bir şeyi belirleme noktasında değil…” demesini acıyla ve üzüntüyle okuduk.

Birleşik Kamu İş olarak ülkemizi yönetenleri ve kamuoyumuzu uyarıyoruz: Yarın füzeler ülkemize çevrildiğinde BM’ye en çok bizim ihtiyacımız olacaktır!

Tekrar uyarıyoruz: Birinci Dünya Savaşı’na da böyle girdik!

Sonuç, milyonlarca Anadolu gencinin cephelere sürülmesi ve şehit edilmesinin yanında imparatorluğun paramparça edilmesi oldu!

Bölgemizde çıkması olası bir savaş, üçüncü dünya savaşı olacaktır. Belki de sonunda, bu bölgenin en büyük ülkesi olarak Sevr’de planladıkları gibi bizi parçalayacaklardır. Anımsatırız ki Sevr’i yırtan Lozan Antlaşması’nı “büyük müttefik” ABD daha tanımamıştır!

Ancak çıkmayan savaştan umut kesilmez. Uluslararası dengeler savaşı -umarız-engelleyebilir. Ülkemiz, daha önce, usta yöneticiler sayesinde İkinci Dünya Savaşına girmemeyi başarmıştı.

Anadolu insanı barışçı bir millettir. Üzerinde kara bulutların dolaştığı ülkemize sıranın çok yakında geleceği gün gibi açıkken adaletle, hakkaniyetle barışın savunulması birinci ilkemiz olmalıdır.

Savaş en çok emekçileri, çocukları, kadınları, ezilenleri vurur. Biz emekçilerin savaşa gönderecek çocuğu yoktur. Bu ülkenin savaşa ayıracak kaynağı olmamalıdır.Toplumun önemli bir kısmı geçim zorluğu yaşarken savaşa ülkeyi sürüklemek, kendi ülke insanının refahı için harcanması gereken kaynağın emperyalist tekellere ve silah baronlarına aktarılması anlamına gelecektir. Birleşik Kamu İş  savaşa sürüklemeye çalışan zihniyeti mahkum etmeye kararlıdır

Toplumsal belleği ve büyüklüğüyle Türkiye’nin, bölgemizin üzerine çöken emperyalist/gerici kuşatmayı alaşağı edeceğini, yeni bir kurtuluş savaşıyla tam bağımsız Türkiye olarak emekten, kardeşlikten yana daha demokratik bir ülke kuracağına inanıyoruz!

Bu anlayışla, Birleşik Kamu İş, içte kardeşlik ve toplumsal barışı savunduğu gibi, savaşa karşı savaşmayı önceliğine almıştır.

Biliyoruz ki yaşamsal olmayan savaş bir cinayettir ve biliyoruz ki savaştan büyük felaket yoktur!
İSMAİL TUTOĞLU

Birleşik Kamu İş Konfederasyonu Genel Başkanı