KADINA ŞİDDETE VE KADIN CİNAYETLERİNE SON!

KADINA ŞİDDETE VE KADIN CİNAYETLERİNE SON!

Toplumsal cinsiyet eşitliği, toplumsal yaşamın temel taşıdır. Bu da kadın ve erkeklerin, yaşamın her alanında eşit fırsatlara, eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları anlamına gelmektedir. Üretim artı değerleri başta olmak üzere tüm olanakların eşitçe paylaşıldığı, aynı geçim ve gelecek endişesizliğinde kadın ve erkeklerden oluşan sınıfsız bir toplumda, her şey daha adil ve demokratik olacaktır. Böylece kadınlar çifte sömürüye, şiddete, öldürülmeye maruz kalmayacaktır.

Ama ne yazık ki ülkemiz için böylesi bir düzenden söz etmek henüz mümkün değil. Tersine kadın cinayetlerinde son 13 yılda büyük artışlar oldu. 2002 yılında 66 kadın öldürülürken, 2009 yılında bu sayı 1126’ya yükselerek, % 1400’lük bir artışla rekor sayıya yükseldi. 2014 yılında ise kadın cinayeti sayısının 281, 2015'in ilk 6,5 ayında ise 160 olduğu tespit edildi. Kadınlar en çok kocalarından şiddet görmektedir, yüzde 15’i boşanmak istedikleri için öldürüldü. Tecavüzcülerin ise yüzde 52’si tanıdıkları erkeklerdi. Tecavüz vakalarının yüzde 36’sı kadınların evlerinde gerçekleşti.

Hızla Ortaçağ karanlığına doğru yol alan toplumumuz, bilimsel eğitimden uzaklaşıp inanç öğretisine, kaderciliğe büründüğü için ruh hali bozulmuş ve bu bozulan toplumsal ruh halinin sonucu olarak kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddette de büyük artışlar olmuştur. Bu suçlardan yargılananların ise ancak 3'te biri cezalandırıldı. Cezalandırılan faillerin hemen tamamı ise ‘'haksız tahrik'' indiriminden yararlanarak hafif cezalar aldılar.

Ekonomik bozukluklar, kadın cinayetlerinin ve kadına şiddetin en önemli nedenlerinden biridir. Yine, kültürel ve siyasal koşullar, şiddeti meşrulaştıran zihinsel altyapıyı da şiddeti artıran sebepler olarak sıralayabiliriz. Yapılan araştırmalarda, öldürülen kadınların katillerinin çoğunlukla aile üyelerinden birisinin olması dikkat çekicidir. Yine bu cinayeti işleyen eş ya da babanın durumunu irdelediğimizde bunun altında o kişinin işsiz olması ve bu nedenle bunalıma girmiş olmasının yattığını görebiliyoruz. Ya da çok düşük ücretlerle çalışan bir işçi olduğunu, ailesini geçindirmekte çok zorlandığını, patronuna yöneltemediği öfkesini eşine ya da çocuklarına yönelttiğini vb. nedenleri baş sebep olarak sayabiliriz.

Yine kadın cinayetlerinin önemli bir nedeni de namus anlayışının, kadınlara indirgenmiş olmasıdır.

Sınıflı toplumlar var olduğu sürece de kadının ezilmesi ve sömürülmesi artarak devam edecek ne yazık ki. İçinde yaşadığımız Ataerkil toplumun bakış açısına bir de ortaçağcı gerici şeriatçı bakış açısı eklenince, kadının ikinci sınıf insan olarak görülmesi, çifte sömürüye tabi tutulması, bir meta gibi alınıp satılması da artarak devam edecek ve bu korkunç tabloya her gün yeni kadın ölümleri de eklenecek ne yazık ki. Ülkemizde de kadının mutlu yaşamasına dair şartlar gittikçe ağırlaşmaktadır. AKP İktidarı her fırsatta kadın düşmanlığını dile getirip bu yönde yasa ve uygulamalar gerçekleştirdi. “Üç çocuk yapın” söyleminden, 4+4+4 eğitim sistemine geçerek kız çocuklarının okuldan uzaklaştırılmasının ve çocuk yaşta gelin olmasının önünü açtı, en son da Anayasa Mahkemesi kararı ile kadını yok sayan bir karar vererek, imam nikahı için resmi nikah koşulunu kaldırdı. AKP yaptığı bu değişiklikler ile kadını erkeğin insafına terk etti, çok eşliliği ve çocuk istismarının kapısını açtı. O yüzden de AKP İktidarı, bu cinayetlerin birinci sorumlusudur.

Kadın cinayetlerinin her geçen gün daha da artmasının önüne geçmek için yapılan yasal değişiklikler ve koruyucu-önleyici tedbirler ne yazık ki göstermelik olmaktan öteye geçmemiştir.

Kadın sorununu gerçek anlamda çözmek ve kadına uygulanan bu insanlık dışı duruma son vermek için;

-Koruyucu-önleyici çalışmaların yanında sorunun ekonomik nedenlerini ortadan kaldıracak şekilde toplumsal refahın gelişmesini sağlayacak sosyal politikalara ağırlık verilmelidir.

- Okula gönderilmeyen kız çocuklarını, çocuk gelinleri, kadın emeğini ve bedenini korumak yerine tacizciyi, tecavüzcüyü, saldırganı koruyup kollayan hukuk sistemi gözden geçirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir.

-Kadının, ekonomik hayatta da, siyasi ve günlük sosyal hayatta da erkeğe eşdeğer görevler alması sağlanmalıdır. Yani ekonomik hayatta erkeğin hâkimiyetine son verilmelidir.

-Kadınların, sendikalarda, siyasi partilerde, derneklerde, kooperatiflerde örgütlenmesini ve çalışmalara aktif bir şekilde katılması sağlamalıdır.

Değerli Dostlar,

Kadın ve erkek omuz omuza örgütlendiğimiz takdirde saldırıları püskürtebilir insanca, eşit ve özgür yaşayabileceğimiz bir dünya yaratabiliriz. İnsanlığın dolayısıyla kadının ezilmesi sömürülmesi kapitalist düzenden kaynaklanıyor. Kapitalist düzen kadın-erkek demeden eziyor ve sömürüyor. Bu bilinçle de bulunduğumuz her alanda kadın ve erkek el ele omuz omuza mücadele etmeliyiz. İnsanın insanı sömürmediği, herkesin eşit ve kardeşçe yaşadığı sınıfsız bir topluma kavuşmak için erkeklerle beraber hayatın her alanında örgütlenmeli ve ortak mücadeleyi yükseltmeliyiz.

Birleşik Kamu İş olarak, Kadın cinayetlerinin yaşamımızın bir parçası haline getirilerek normalleştirilmesine izin vermeyeceğiz ve bunun takipçi olmayı sürdüreceğiz. Türkiye’yi bu karanlık ortama mahkûm edenler iyi bilmelidir ki bu vahşet son bulana dek Birleşik Kamu İş gericilikle mücadelede direnç olmaya ve kadın cinayetlerinin önlenmesi için üzerine düşeni kararlıca yapmaya devam edecektir.

KADINIZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!

SESSİZ KALMA, SUÇA ORTAK OLMA!

KADININ KATİLİ AKP DÜZENİ!

KADIN ERKEK EL ELE ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYE!

BİRLEŞİK KAMU İŞ

YÖNETİM KURULU

25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü Açıklamasını İndirmek İçin Tıklayın.