Yolsuzluk ve Yoksulluk!

Yolsuzluk ve Yoksulluk!

17 Aralık 2013 günü İstanbul’da Türkiye Cumhuriyeti hatta dünya tarihinde yaşanmayan boyutta iddialarla Cumhuriyet Savcılarınca yürütülen yolsuzluk “operasyonu”, Türkiye’nin gündemine oturarak belirlemeye başlamıştır.

İçişleri Bakanı, Çevre ve Şehircilik Bakanı, Ekonomi Bakanı’nın oğlu, ünlü bir emlakçı işadamı, iktidar partisinden bir belediye başkanı, yabancı uyruklu işadamı, Halk Bankası genel müdürü gibi önemli kişiler çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet, nüfus ticareti, sahtecilik, tehdit, 2863 sayılı yasaya muhalefet gibi yüz kızartıcı suçlarla polisçe gözaltına alınmış, iki bakanın oğlu ve pek çok zanlı mahkemece tutuklanmıştır.

Operasyona ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında yapılan teknik takiplere ilişkin çok çarpıcı fotoğraflar ortaya çıkmıştır. Zanlıların evinde para sayma makinesi, ayakkabı kutularında milyonlarca Dolar, para kasaları gibi ciddi deliller görüntülenmiş ve kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yolsuzlukta kimi 100 milyar Euro, kimi 300 milyar Dolar gibi bir maliyet çıkarılmaktadır.

Gün boyunca hükümetten bir açıklama beklenirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Konya’da, bir başbakanın yapması gerekenin aksine ilgili polis ve savcıları suçlayarak dünyada bu durumda kalmış Ferdinand Marcos, Berlusconi, Boris Yeltsin örneği politikacıların yaptığı savunma gibi, kendisine “operasyon” yapıldığını söylemiş, “…Kimse operasyona kalkışmasın. Operasyona kalkışanlar bizi karşısında bulur.” demiştir.

AKP hükümeti gelişmeler karşısında, çağdaş hukuk devletinde olması gerekenin tersine bakanlarını 9 gün sonra 25 Aralık 2013 günü istifa ettirmiş, bu arada yüzlerce emniyet müdürü görevden alınmış, İstanbul Emniyet müdürü değiştirilmiş, savcılığın planladığı ikinci operasyon yapılmadan dosya savcının elinden alınarak delil karartıldığı algısı pekiştirilmiştir.

 

 

SIRADAN BİR ORTADOĞU ÜLKESİ OLDUK

 

Yolsuzluk, terimi, maddesel kazanç için (örneğin rüşvet) ya da parasal olmayan (kayırma gibi) özel amaçlara yönelik kamusal yetkinin yasadışı kullanımını içeren eylem ve davranışları içermektedir. İngilizce’de “corruption” karşılığı olarak bozulma, çürüme, doğru yoldan sapma olarak değerlendirilen terim, TDK sözlüğünde kötüye kullanma, suistimal, kuraldışı sözcükleri ile tanımlanmaktadır.

21. yüzyıla yakışmayacak ölçüde hukuk skandalları, yönetim zafiyeti ve karmaşa ülkemizin üzerine çökmüş, ülkemiz demokrasi ölçeğine vurulduğunda en alt sıralarda bir Ortadoğu ülkesi konumuna sürüklenmiştir.

İçinde bulunduğumuz süreçte yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirleriyle ve kendi içlerinde yaptıkları hesaplaşmanın, toplum üzerinde telafisi uzun yıllar mümkün olmayacak yıkıcı etkilere yol açacağı muhakkaktır.

 

AKP HÜKÜMETLERİ DENETİMİ SEVMEDİ

 

Kabul etmek gerekir ki AKP iktidarı kamu zenginliklerinin tasarrufu sürecinde denetim mekanizmasından pek hazzetmemiştir.

Her ne kadar iktidarlarının ilk yıllarında Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni, Yolsuzluğa Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi gibi sözleşmeleri onaylayıp uluslararası hukuka uygun olarak yolsuzluğun “sınırdışı suç” olduğu tanımına katılmış olsa da bu anlaşmaları uygulayacak yasaları bir türlü çıkarmamıştır.

Tersine, 2002 – 2013 yılları arasında 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu tam 163 kez değiştirmiş, “Nereden Buldun?” yasası kaldırılmış, devletin, onlarca yılda oluşturduğu denetleme mekanizmalarından Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Hesap Uzmanları Kurulu gibi önemli kurumları Maliye Bakanlığına bağlayıp siyasi vesayete alarak, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı adı altında birleştirerek ortadan kaldırılmış, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kurumların bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak için görevli Sayıştay’ı devre dışı bırakacak yasalar çıkarmış, Bakanlar Kurulu kararıyla özelleştirme işlemlerini yargı denetimi dışına çıkarmayı denemiştir.

Son olaylardan sonra görülmektedir ki bunlar da yetmemiş, bu kez sıcak olay üzerinde çalışan kamu görevlileriyle uğraşılmaya başlanmıştır. “Paralel yapı” devlette kabul edilebilir bir durum değildir. Paralel yapı gerekçe gösterilerek yolsuzluk ve rüşvet skandalının ortaya çıkmasının engellenmesi, üstü örtülmesi de kabul edilemez. Ayrıca paralel yapıyı oluşturma işini de AKP iktidarının bilerek ve isteyerek yaptığını “ne istediniz de vermedik” cümlesinden anlamaktayız.

AKP iktidarı olarak Emniyet-Sen kurucularının tamamını meslekten ihraç cezası ile cezalandırmaya kalkarsanız, örgütlü mücadele edemeyen emniyet çalışanlarını ya cemaatin ya da parti devletin insafına terk etmiş olursunuz.

Yargı-Sen başkanına yapılan çirkin saldırıya destek verir yasal çerçevede kurulu bir sendikayı korsan diye nitelerseniz paralel yapının oluşmasına katkı sunmuş olursunuz.

HSYK’yı cemaat güdümünden kurtaracağım deyip Bakan güdümüne sokarsanız bu demokrasi olmaz.

 

HER SUÇ YENİ SUÇLAR İŞLEMEYE NEDEN OLUR

Suç işleyen siyasal iktidarlar bu suçlarını örtmek için daha büyük suç işlerler. Bu suçları örtmek için de dış politikada yaşamsal hatalardan ülkenin birliği ve bütünlüğünü tehlikeye atacak tavizlere kadar şer güçler karşısında tüm güçlerini yitirir, yalnızca kendilerinin ve ailelerinin canlarını kurtarmaya çalışırlar. Bunun en açık örneği Osmanlı’nın son padişahı Vahdettin’in durumudur.

Görüldüğü gibi yolsuzluk ülke güvenliğiyle yakın ilişki içinde bir olgudur. Ülkeyi yok olmanın eşiğine getirebilir. Uçurumun kıyısından kurtulmanın yolu bağımsız yargı kurumları oluşturmak, yasaları tam uygulamak, yasalarla oynamamak ve her şeyi yargının ellerine bırakmaktan geçmektedir.

Bu olaylardan gerekli dersler çıkarılarak hukukun üstünlüğünün ve yurttaşın hukuki güvenliğinin sağlandığı aydınlık bir gelecek kurmanın yolu, toplumun bütün kesimlerinin işbirliğiyle hareket etmesine bağlıdır.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu ve bağlı sendikalar olarak bütün bunları Türkiye’nin hak etmediğini, bunu kabul etmediğimizi kamuoyunun dikkatine saygıyla sunarız.

Daha çok demokrasi ve özgürlük, herkesin güvenebileceği bir hukuk sistemi,adil yargılama, örgütlenme önündeki engellerin kaldırılması gibi taleplerimizi daha gür bir şekilde haykıracağımızı kamuoyuna duyururuz.

 

İSMAİL TUTOĞLU
BİRLEŞİK KAMU İŞ KONFEDERASYONU GENEL BAŞKANI