İsmail Tutoğlu’nun 29 Ekim Tandoğan Konuşması

İsmail Tutoğlu’nun 29 Ekim Tandoğan Konuşması

Merhaba işçi sınıfının güzel insanları!

İşimizin, aşımızın, geleceğimizin, güzel ne varsa onun yaratıcısı kadınlarımız, merhaba!

Merhaba emeğinin hakkını ödeyemeyeceğimiz emeklilerimiz,

Merhaba alın teriyle alanımıza koşan esnafımız, çiftçimiz,

Merhaba iş bekleyen gençler, atanamayan öğretmenler,

Memurlar, işçiler!

Hepinize merhaba sevgili halkımız,

Atatürk ilkelerinin yılmaz savunucuları, Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, Devrimciler, merhaba!..

Bugün Cumhuriyetimizin 90. yılını kutluyoruz.

Bu büyük bayrama Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu adına hepinize hoş geldiniz diyorum.

Konuşmama emperyalizm olgusuyla başlamak istiyorum.

Çünkü Cumhuriyet emperyalizme karşı mücadele sonucu kuruldu. Çünkü bu gerçeği unutursak diğer söylediklerimizin bir anlamı kalmaz.

Çünkü, emperyalizm kendisi dışındaki ulusların egemenliğini reddediyor.

Çünkü, mali sermayenin/sayıları yüzleri geçmeyen bir avuç tekelin acımasız tahakkümünün diğer adı olan emperyalist sistem, hala dünyayı yönetiyor.

Çünkü emperyalizm kendi dışındaki halklara kan, zulüm ve sömürü demektir.

Bu nedenle emperyalizmle işbirliğiyle değil, ancak ona karşı gelerek tam bağımsız bir ülke olarak ayakta kalabiliriz.

Emekçiler, dostlar!

Emperyalizm gericilik demektir.

Bunu, yıllardır gizliden gizliye devletin gerici kanadının eliyle yetiştirip büyüttüğü ve bir takım demokrasicilik oyunlarıyla ülke yönetimine getirerek on yıldır işbirliği içinde olduğu iktidarın cumhuriyet düşmanı gerici uygulamalarına bakarak kolayca anlayabiliriz.

Emperyalizm yüz yıllarca barış içinde yaşamış halkları kışkırtmak, düşmanlık tohumları ekmek demektir.

Bunun kanıtı işte önümüzde: On yıldır emperyalizmle işbirliği içindeki iktidar bunun en büyük kanıtıdır.

Emperyalizm asla demokrasi demek değildir! Emperyalizmle işbirliği yaparak demokratikleşmiş bir ülke dünyada yoktur! İşte on yıldır bizi yöneten anlayışa bakınız, görürsünüz.

Emperyalizm kendi dışındaki ülkelerde siyasi entrikalar düzenlemek bunun için milyarlarca dolar harcayarak örümcek ağları örmek demektir.

Emperyalizmin sivil toplum örgütleri demokrasicilik oyununun araçlarıdır.

Biz biliyoruz ki emperyalizm diktatör yöneticilerle işbirliği, emperyalizm, faşizm demektir!

Nasıl 90 yıl önce emperyalizm ezilen halkların baş düşmanıysa bugün de baş düşmanıdır.

Bölgemizde ve ülkemizde yüz yıl önceki oyunlarının aynısını oynuyorlar. O zaman böldükleri coğrafyamızı bu kez salam dilimi gibi yeniden bölüp, kolay lokma yapacakları küçük site devletleri kurmak istiyorlar.

Irakta Şii, sünni, Kürt, Suriye’de Nasturi, Hıristiyan, Şii, Sunni, Türkiye’de bilmem kaç küçük devlet kurmayı planlıyorlar.

Bunlar lafta iddialar değildir: İşte gün yüzü görmeyen Afganistan’a, Pakistan’a, Irak’a, Suriye’ye, ülkemize bakınız!

Değerli emekçiler,

Emperyalizmin ne olduğu bilincine sahip olmadan Cumhuriyetin kıymetini tam olarak anlayamayız.

Birleşik Kamu İş Konfederasyonu, bağlı sendikalarımızın birinci önceliği tam bağımsız Türkiye sevdasıdır. Bu sevdanın emperyalizmi karşımıza almayı gerektirdiğini biliyoruz.

Bu nedenle Birleşik Kamu İş ve bağlı tüm sendikalarımızın üyeleri ülkemizin en büyük aydın kesimlerinden bir bölümünü oluşturuyor.

Cumhuriyet bilinciyle donanımlı, anti emperyalist, yurtsever karakterli tüm üyelerimiz emperyalizmin bin bir dalavere, tuzak ve yalanla yürüttüğü politikalarının tuzaklarına düşmüyor!

Bunun için emperyalizmin bölgemizde ve ülkemizdeki tüm eylemlerini yakından izliyor, onları deşifre ediyor (açığa çıkarıyor) böylece emekçi örgütlerinin emperyalizmin tuzak politikalarına alet olmasını engellemeye çalışıyoruz.

Değerli kamu emekçileri!

Peki emperyalizmin düşman olduğu, bizim övündüğümüz Cumhuriyet nedir?

Cumhuriyet, babadan oğula geçen bir anlayışla bir ülkenin yönetimini gasp edenlere karşı oluşturulmuş bir yönetim şeklidir.

Cumhuriyet’de padişahlar krallar değil, halkın özgür iradesiyle seçtiği üyelerin oluşturduğu meclisler ülkeyi yönetir.

“Cumhur”iyetler, birer halk devletidirler. Halkın kendi kendisini yönettiği yönetim biçimidir.

Bu anlamda her Cumhuriyet insanlığın büyük devrimci mücadeleleri sonucu kurulmuş ve demokrasi rejimiyle de taçlandırılmıştır.

Dünyanın her yerinde Cumhuriyeti devrimciler kurmuştur.

Bu toprakların yetiştirdiği en büyük devrimci Atatürk 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırmış ve “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz,” demişti.

Halkımız cumhuriyetin ilanını sevinç ve coşku ile karşılamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.

Değerli emekçi kardeşlerim!

Osmanlı, 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmişti.

Padişah, sultan, kral, hakan, imparator, gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemi olan “mutlakiyet” yönetimini emperyalizm bizlere yeniden öneriyor.

Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız, tek bir kişidedir.

Bunu asla kabul etmeyeceğiz!

Sağlıklı bir Cumhuriyet sağlıklı bir vatandaş topluluğuyla taçlanır.

Biliyoruz ki Cumhuriyetimizi emperyalizmin kıskacına sokan ikili gizli anlaşmalar hep “demokrasi” görüntüsü altında “seçilmiş” hükümetlerce yapılmıştır.

Emperyalizmin kıskacına girmiş Cumhuriyetimizin 90 yıllık tarihi buna karşı mücadeleyle, gel gitlerle doludur.

Bu Cumhuriyetin güçleri, dünyanın en özgürlükçü anayasası kabul edilen 1960 Anayasasını yapmış, peşinden 12 Mart faşizmiyle bazı maddeleri askıya alınmıştır.

Ancak bu emperyalist saldırının peşinden Cumhuriyetin özgür iradesiyle Kıbrıs’a çıkarma yapılmış, tehditlere karşın haşhaş ekimimiz devam etmiş, ancak bu tavrımız emperyalist odaklarca silah ambargosu ve ekonomik ambargoyla cezalandırılmıştır.

Emperyalist odaklar Cumhuriyetin her seferinde yeniden dirilişine 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle yanıt vermişlerdir.

Cumhuriyetin bütün kazanımlarının toplandığı 1960 Anayasası toptan rafa kaldırılmış, Cumhuriyetin yetiştirdiği aydın gençlik, Cumhuriyetin birikimi ekonomik sistem, aydınların kurduğu hukuk sistemi toptan saldırıya uğramıştır.

Değerli dostlar!

Bugün geldiğimiz noktada AKP iktidarları döneminde Cumhuriyetin kalan son parçaları da berhava edilmek istenmektedir.

1- 10 yıllık AKP iktidarı uygulamalarıyla Cumhuriyet politikaları sonucu % 48-52’lerde olan kamu ekonomisi bugünkü rakamlarla % 18 düzeyine indirilerek neredeyse toptan tasfiye edilmiştir. Satacak bir kamu malı kalmamıştır.

2- Cumhuriyetin üzerinde yükselmek istediği tarımımız çökertilmiş, Dünya bankası politikalarıyla ekilmeyen topraklara teşvik verilmiş, çiftçinin ürünü yok pahasına satın alınmış, taban fiyatlarla ulusal tarım üreticilerimiz dilenci konumuna sokulmuştur.

Sonuçta tarım bitmiş, kırdan kente büyük bir göç yaşanmıştır. Böylece dünyanın üçüncü pamuk ihraç eden ülkesi 10 yılda pamuk, prinç, buğday ithal eder duruma gelmiştir.

3- “Altyapı”yı çökertmeyi başaran hükümet iktidarının 10. yılından sonra hukuk alanına el atmıştır. Eğitim ve yargı kurumları yandaşlarca tek tek işgal edilmesi sağlanmış, yargı üyeleri “tek adam” tarafından seçilerek yargı bağımsız hareket edemez duruma getirilmiştir.

Bugün adalete inanç şeyhülislamın adaletine güvenme düzeyine inmiştir. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun deyimiyle “Adalet sistemi fil vatandaş çimen!” olmuştur.

4- TBMM’deki milletvekilleri 12 Eylül uygulamaları sonucu “tek adam” tarafından seçilmiş ve yasama “indir/kaldır” hareketiyle çalışmak zorunda bırakılmıştır.

5- Eğitim sistemi 4+4+4 sistemiyle gericileştirilmiş, şimdilik anadilde eğitimi özel okullara vererek kısa süre sonra devlet okullarında da yapılmasının önü açılmıştır. (Türbanın üniversitede serbest bırakılmasından kısa süre sonra bunun kamuya yayılmasını düşünelim.)

6- Cumhuriyetin “laik niteliğine, en son “demokratikleşme paketi” denen paketle kamuda dinsel motiflerle görev yapmak serbest bırakılarak son darbe vurulmuştur.

7- Cumhuriyetimiz 90. Yılında bölgesinde emperyalizmin taşeronu üçüncü sınıf bir Cumhuriyet pozisyonu politikalara itilmiş, halkın bağımsızlıkçı onuru kirlenmiştir.

Ülke bölgesel emperyal politikalarla dans eden bir konumda maceradan maceraya sürüklenmekte, eskiden Ortadoğu ülkelerinde acıyla izlediğimiz aşırı islamcı terör örgütlerinin mezhepler düzeyinde yaptıkları büyük katlimlara, bombalama eylemlerine ülkemizde de rastlanmaya başlanmıştır.

Cumhuriyetimiz batının demokratik ülkelerinin izinden hızla uzaklaşmakta ve bir ortadoğu ülkesi olarak bir bataklığa hızla sürüklenmektedir.

8- Son cumhuriyet hükümeti halkı ikiye bölmekte, % 51 “taraf” olarak görmekte, diğer kesime düşman muamelesi yapmaktadır. Aynı hükümet vatandaşlarına dinsel mezheplerine göre davranmakta, diğerini aşağılamakta, yok saymakta dalga geçmektedir.

 

Anadilde eğitimde ülkeyi etnik kimliklere göre bölmenin dinamitini ateşlemektedir.

İşçi sınıfının güzel insanları!

90. yılında Cumhuriyetimiz zor durumdadır.

Belli ki dünyayı kendi doymaz çıkarlarına göre yöneten emperyalist ülkeler bizim ülkemize de 90 yıl sonra göz dikmişlerdir.

Bugün cumhuriyetimize bu bilinçle bakmalı ve onu sonsuza dek yaşatabilmek için buna göre örgütlenip hazırlıklar yapmalıyız.

Bu konuda Cumhuriyetimizin 90. Yılı gençliği şanlı “Gezi direnişi”yle ışık yakmıştır.

Bu ışık emperyalistlere ve işbirlikçilerine korku salmıştır.

 

Değerli dostlar,

Cumhuriyet demokrasiyle taçlanır. Bu ülkenin en önemli kamu emekçileri örgütü olarak biliyoruz ki cumhuriyet ve demokrasi ayrılmaz ikilidir. Ancak demokrasi mücadelesi Cumhuriyet çatısı altında verilebilir.

Emek mücadelesi Cumhuriyet/demokrasi birlikteliğiyle amacına ulaşır.

Hepinizin 29 Ekim Cumhuriyet bayramını bu bilinçle kutluyorum.

 

İsmail Tutoğlu
Birleşik Kamu İş Konfederasyonu Genel Başkanı